Ece Naz

“Asla beraber olamayacağız. Aynı evi, aynı teni paylaşamayacağız. Aynı masada oturmayacağız. Hatta aynı şehirde bile oturmayacağız. Belki bir gün son kez görüşeceğiz, ikimiz de bunun son olduğundan habersiz. Son kez el ele gezeceğiz, belki de son kez söyleyeceğiz birbirimizi sevdiğimizi. Yine beraber planlar yapıp, tutamayacağımız Son sözleri vereceğiz birbirimize. Ve elbette yollarımız yine ayrılacak bir gün. Sonra aramıza şehirler girecek, Hiç karşılaşmayacağız. Tesadüfler bile bir araya getiremeyecek. Sonra da belki birimiz öleceğiz, diğerimiz hiç bilmeyecek.” Nazım Hikmet Ran
Alıntı
Reklam
“İçimden sana kuş lokumu almak, gül reçeli yapmak, ekmek kızartmak, çiçek toplamak geliyor. Ben nanelisini severim sen hangisini, bilmek. Çok aradığın kitabı bulmak, uzun zamandır beklediğin filme bilet almak, cebimde anahtar yerine elini taşımak istiyorum. İçimden sana kaşkolumu vermek, sana tuzu kaçmış tuzu yokmuş yemekler pişirmek, süt ısıtmak, ceketindeki tozu elimle almak geliyor. Birlikte sığırcık sürüsü seyretmek, sana kağıttan oklar üflemek sana en fazla ve sadece bu kadar zarar vermiş olmak istiyorum. İçimden sana yaka iğnesi seçmek geliyor, kol düğmesi ve duvar saati sana hediyeler aramak, sana paketler kurdaleler. İstiyorum ki tütsüler yakıp eski şarkılar açıp pencereden sarkalım, ayışığı ayçiçeği ayçöreği ayçekirdeği sevdiğim her şeyi seninle paylaşayım. İçimden saçını taramak, yüzünü yıkamak, sana havlu tutmak havluyu önceden ısıtmış olmak geliyor. Sana meyve soymak, meyveyi ellerimle toplamış olmak, sana günaydınn diye bağırmak, sana iyi geceler diye fısıldamak, gördüğün tüm rüyaları iyiye yormak seni hiç yormamak istiyorum. Hiç bilmem ama içimden sana mızıka çalmak geliyor. Sana nar ayıklamak, sana pansuman yapmak, senin için buhurumeryemler büyütmek, seninle durup hep göğe değil biraz da toprağa bakmak. Kırkayaklar kuşlar kadar güzeldir demek, seninle yabanıl otları bile sevmek geliyor içimden. İçimden sana kaşkol örmek, yanağına düşen kirpiğini almak, yılın ilk karını baharın ilk tomurcuğunu seninle görmek geliyor. Seni süt köpüğüm deniz köpüğüm diye sevmek, seni çocukluk hatıralarını anlatırken dinlemek seni mümkün olsa yeniden bu kez ben büyütmek istiyorum. İçimden en güzel denizlerde seninle taş sektirmek, kalbimin derinliğini seninle ölçmek, ellerimle topladığım çiçeklerden sana ayraçlar yapmak geliyor. Sadece kitaplarda değil, hayatına da
1000Kitap
“Seni az tanıyorum...Az... Sen de farkettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime var ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, dığeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi...Bu yüzden, belki de, az çoktan fazladır. Belki de az, hayat ve ölüm kadardır! Belki de, seni az tanıyorum, demek, seni kendimden çok biliyorum, demektir. Bilmesem de, öğrenmek için her şeyi yaparım, demektir. Belki de az, her şey demektir. Ve belki de benim sana söyleyebileceğim tek şeydir.”
Alıntı
bazen yanlış nedenlerden ötürü sevilir ya da yanlış nedenlerden ötürü nefret edilir ya da hak etmediğin halde övülürsün. bir zamanlar bana hayatında tanıdığı en komik adam olduğumu söyleyen bir kadınla birlikte oldum ve ciddi bir şey söylediğimde genellikle gülerdi. "tanrım," diye gülerdi, "sen komedyen olmalıymışsın!" ama komik olmaya çalıştığımda "ne demek istiyorsun sen? hiç de komik değilsin," derdi. sonunda nedenini keşfettim: gerçek en gülünesi şeydir çünkü nadiren duyarsın duyduğunda da şaşkınlığın kahkahaya dönüşür ve gülünç olmaya çalıştığında genellikle gerçeği abartırsın
1000Kitap
“Çok uyumak kaçmaktır, uyuyamamaksa yakalanmak.”
1000Kitap