Küçük yaştan itibaren kaç kez okuduğumu bilmediğim, her seferinde yeniden hatırlamak için unuttuğum bir eser. Çok sevmemden kaynaklı, her okuduğumda ilk kez okuyormuş gibi hissetmem o yüzden sanırım.
Knut Hamsun'dan okuduğum ilk eserdi. Gözyaşlarımı tutamadığım her okuyuşta sona yaklaşırken okumakta zorlandığım bir kitap. Bu incelemeyi yazarken de ağlıyorum, bir kurgu ancak bu kadar gerçekliği hissettirebilirdi bence. Yazar baş karakter üzerinden öyle iyi deneyimler gözler önüne seriyor ki tartışılmaz, kısa ve çıkarımı bol kıssalar...
Konusu bakımından kendi türü içerisinde bence çok etkileyici bir kitaptı. Genelde insanlara göre bu tarz eserler "klasik" denilecek türde ama kendi klasiği içerisinde bence sonu hüsranda olsa ölümsüz bir aşk hikayesi. En azından benim için öyle.
Kalın, sayfa sayısı göz korkutacak bir kitap değil ama "az ve öz" tadında bir eser.
İmkansız gibi görünen ama gayrete bağlı bir aşk hikayesiydi. Tabi her zaman mutluluk vermiyor her satır, her an güldürmüyor karanlık içindeki aydınlığı.
Kitap bitince her seferinde keşke sonunu değiştirebilseydim diyorum ama sonu değişse belki de bu kadar tesirli olmazdı. Yazarın en sonunda bize bıraktığı sessizlik yüreğimi konuşturuyor istemsizce ve düşündürürken üzüyor. Belki de bir gerçeğin kurgusuydu çok da olağan aslında.
Kendi içinde akıcı, derin ve sessizliğin aşkı konuşturduğu tamamen temiz duygularla yazılmış ve acı gerçekleri daha doğrusu toplumun "ön yargılı" düzenini de ele almış görüyorum. Bize sunulmak istenen sadece "iki bakış, iki yanış" değil bence. Çok fazla çıkarım yapılacak yerler var, bunlarıda ileride okuyacaklara bırakıyorum.
Bu alıntı bir nebze anlatır diyorum bazı şeyleri.
"Aşk bir insanı yıkabilir, onu tekrar ayağa kaldırabilir, onu yeniden rezil edebilirdi. Bugün bakarsın beni