Otuzuncu yılımın ilk gününde, Kızılay Meydanı'ndan evime gitmek için taksiye bindim. Ve aklımdaki tek şey, başbakan olup Almanya'ya yapacağım ilk ziyarette, yüzlerce kameranın önünde tokalaşmak için elini uzatan ev sahibi başbakana aldırmadan topuklarımı vurup sağ elimi mızrak gibi kaldırarak "Sieg Heil!" diye bağırmaktı. Hayatım bir skandal. Bir eksik bir fazla, ne fark eder!..
Tuğba, "Dilek tut!" diye bağırdı. Hayatımda ilk defa bir tane tuttum. Arzumun muhatabının kim olduğunu bilmiyordum tabii. Pasta tanrısı mı, mum tanrısı mı, krema mı? Ve içimden o dilek cümlesini kurdum: "İyi bir insan olmak istiyorum..." Mum söndü.
Uzun boylu ve zayıf adamın mesleği belki de dünyanın en geçersiz olanıydı. En hayalperesti mu demeliyim yoksa? Öleceğini bildiği insanları kurtarmaya çalışmak. Doktorluk!