Eda Çam

Dünya erkeğe dediği gibi kadına da istersen yaz, beni hiç ilgilendirmez denmiyordu. Dünya kaba bir kahkahayla, yazmak mı diyordu. Yazmak senin neyine?
Reklam
16. yüzyılda üstün bir yetenekle doğan herhangi bir kadın hiç kuşkusuz çıldırır, kendini vurur ya da yaşamını köyün dışında bir kulübede, korkulan ve alaya alınan bir yarı cadı, yarı büyücü olarak geçirirdi.
Düşsel planda kadın son derece önemli­dir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz. Şiiri bir baştan öbür başa kaplar; tarihte hiç görülmez. Kurmaca yazında kralların ve fatihlerin yaşamlarına hükmeder; gerçek ya­şamda ailesinin parmağına bir yüzük geçirdiği herhangi bir oğlanın kölesidir. Kurmaca yazında en esin dolu sözler, en derin düşünceler onun dudaklarından dökülür; günlük ya­şamda hemen hemen hiç okuyup yazamaz ve kocasının malıdır.
"Yüksek ve orta sınıf kadınlarının kocala­rını kendilerinin seçmesi hala kuraldışı olmayı sürdürüyor­du ve koca bir kere seçildi mi, efendi ve sahip oluyordu, en azından yasa ve gelenekler izin verdiğince."
Anne­ babasının seçtiği beyefendiyle evlenmeye karşı çıkan kız çocuk, kamuoyunda hiçbir tepki uyandırmadan odaya ki­litlenip dövülebiliyor, yerden yere savrulabiliyordu. Evlilik, özellikle 'şövalye' (nezaket ve cömertlik) niteliklerine sahip yüksek sınıflarda, kişisel bir beğeni olayı değil, ailesel aç­ gözlülük meselesiydi... Evlenecek taraflara çokluk beşik kertmesi yapılır, evlilikse çocukluktan çıkar çıkmaz gerçek­leştirilirdi!
Reklam