Aşk mektupları bir tılsım bir ölüm-yadsıma aracıydı. Yaşlanmayı defediyor ve Dave’in tutkusunu zaman içinde donduruyordu. Gerçekten sevilmek, anımsanmak, bir başkasıyla sonsuza dek birleşmek ölümsüz olmaktı ve varoluşun canevindeki yalnızlıktan korunmaktı.
Flaubert‘in Madame Bovary‘deki yakınmasını dinleyin:
Gerçek şu ki ruhun doluluğu bazen dilin mutlak yavanlığı halinde taşabilir, çünkü hiçbirimiz ihtiyaçlarımızın ya da düşüncelerimizin ya da kederlerimizin tam ölçüsünü hiçbir zaman ifade edemeyiz ve insan konuşması, biz yıldızları eritecek bir müzik yapmayı özlerken, ayıların dans etmesi için üzerinde kaba vuruşlarla tempo tuttuğumuz çatlak bir dümbeleğe benzer.
Hayır, kendi teknende yalnızsın. Ölümün en korkunç yanı bu -onu yalnız yapmak zorundasın.”
“Öyle bile olsa, teknende yalnız da olsan, yakınlarda inip çıkan öbür teknelerin ışıklarını görmek her zaman avutucudur.”
Sunacak daha iyi bir şeyiniz yoksa hiçbir zaman eldekini almayın. Gerçeğin soğuğuna dayanamayacak bir hastayı çırılçıplak soymaktan sakının. Ve dinin büyüsüyle aşık atmaya kalkıp kendinizi tüketmeyin: onun dengi değilsiniz. Dine olan susuzluk çok şiddetli, kökleri fazla derin, kültürel pekiştirilmesi fazla güçlüdür.