Bir akşam, bir karı koca tartışmasının ortasında, alışık olmadığı kadar çok içmiş, kendini kaybederek tabakları duvara fırlatmış ve attığı limonlu pastayla kocasını kılpayı ıskalamıştı. Kendisini iki gün sonra gördüğümde suçlu ve kederli bir hali vardı. Onu avutma çabasıyla, denetimi kaybetmenin her zaman bir felaket olmadığını anlatmaya çalışmıştım. Ama sözümü kesip benim yanlış anladığımı söylemişti: hiç suçluluk hissetmiyor, tersine denetimi elden bırakıp bir takım gerçek duygularını dışa vurmak için kırk dört yaşına kadar beklemiş olmasının pişmanlığını yaşıyordu.
Bu yaklaşımın sakat tarafı, sonunda kendini insansız bir yaşamın içinde bulman. Belki de içindeki boşluk duygusu kısmen bundan kaynaklanıyor. Şöyle ya da böyle her ilişki bitmek zorunda. Ömür boyu garanti diye bir şey yok. Güneşin batışını görmekten üzüntü duyduğun için doğuşunu izlemekten zevk almayı reddetmek gibi bir şey bu.”
Terapiye dayanan tüm değişimlerin ilk adımı sorumluluk yüklenmektir. Eğer insan içinde bulunduğu nahoş duruma ilişkin hiçbir sorumluluk hissetmiyorsa, o durumu nasıl değiştirebilir?