Rastlantı bu ya, yedi yıl önce Tereza'nın yaşadığı kentin hastanesinde çetin bir nörolojik vaka görülmüştü. Prag'da Tomas'ın çalıştığı hastanedeki başcerrahı konsültasyona çağırmışlardı ama rastlantı bu ya, Tomas'ın çalıştığı hastanedeki başcerrah siyatik ağrıları çekiyordu. Kıpırdayamadığı için yerine Tomas'ı gönderdi taşradaki hastaneye. Kasabada birkaç otel vardı ama rastlantı bu ya, Tomas'a Tereza'nın çalıştığı otelde oda ayırdılar. Rastlantı bu ya, treni kalkmadan önce otelin lokantasında oyalanacak kadar boş zaman buldu Tomas. Rastlantı bu ya, o gün servis sırası Tereza'daydı ve gene rastlantı bu ya, Tomas'ın masasına Tereza bakıyordu. Sanki kendisinin pek niyeti yoktu da, Tomas'ı Tereza'ya doğru iten bu altı rastlantısal olay olmuştu. Prag'a Tereza için dönmüştü. Dayanağı böylesine rastlantısal bir aşk iken, kişinin yazgısını böylesine yönlendirebilen bir karar; yedi yıl önce başcerrahın siyatik ağrıları tutmamış olsa bugün varlığından söz edilemeyecek bir aşk. Ve İşte o kadın, mutlak rastlantısallığın cisimleşmiş biçimi olan o kişi, yeniden yanına uzanmış uyuyor, derin derin soluk alıyordu.
Tomas'ın arkadaşı Z.'den söz ederlerken şöyle demişti Tereza: "Sana rastlamasaydım,hiç kuşku yok ona âşık olurdum."
O zaman bile bu sözler Tomas'a garip bir melankoli duygusu vermişti; Tereza'nın,arkadaşı Z.'yi değil de kendisini sevmiş olmasının sadece şans eseri olduğunu şimdi iyice anlıyordu. Tomas'a duyduğu, birleşmeyle sonuçlanan aşkın dışında, olasılıklar düzleminde, öteki erkeklere yönelik sonsuz sayıda birleşmeye dönüşmemiş aşk vardı.
Firavun'un kızı, küçük Musa'yı taşıyan sepeti dalgalardan çekip almamış olsaydı, ne Ahdi Atik ne de içinde yaşadığımız uygarlık olmayacaktı! Antik çağa ait birçok efsane, bırakılmış bir çocuğun kurtarılmasıyla başlamaz mı? Polybus küçük Oedipus'u kanatlarının altına almamış olsaydı,Sofokles en güzel tragedyasını yazamayacaktı!
Sadece bir kere olan şey, diyor Alman özdeyişi, hiç olmamış sayılır.Yaşanacak bir tek hayatımız varsa eğer, onu hiç yaşamamış da olabiliriz, fark etmez.