Descartes, kuşkucu bir yaklaşım benimseyerek, bilginin kaynağına, doğruluğuna ve güvenilirliğine dair farklı teorileri ele almıştır. Filozofun yöntemi kuşkuculuk temeline dayanır, onun kuşkusu yöntemli kuşkudur: doğruyu elde etmek için kuşkulanmak gerekli bir eylemdir. “Her şeyden kuşkulanabilirim, ancak kuşkulanamayacağım bir şey vardır, o da kuşkulanan ben’in kendisidir.”. Kitapta, Descartes’ın “Cogito, ergo sum” (“Düşünüyorum, öyleyse varım”) sözleri ile ifade ettiği gibi, kendisinin var olduğu ve aklının varlığını kesin olarak kabul ettiği görüşüne yer verilir. Ayrıca, bilgi edinmenin doğasını ve yöntemlerini incelerken, matematiksel yöntemleri örnek alarak, bilginin doğru olduğunu kesin bir şekilde kanıtlayacak bir yöntem önerir. Bu metoda “analitik yöntem” adını verir ve ona göre, bir sorunu parçalara ayırarak ve her parçayı ayrı ayrı analiz ederek doğru sonuçlara ulaşmak mümkündür. Descartesçı yöntemin temel kuralı apaçık olmayan hiçbir şeyi doğru diye kabul etmemektedir. Amacı, bütünün içinde temel olanı ya da en basit olanı bulmak, o en basit olandan bileşiğe doğru ilerlemektir. Descartes’ın bu eseri, felsefe tarihinde çok önemli bir yere sahiptir ve modern felsefe, matematik ve bilim üzerinde büyük bir etki bırakmıştır Aristo merkezli Skolastik felsefeye meydan okuyan Descartes, modern felsefenin kurucusu olarak bilinir. “Düşünüyorum, o halde varım” cümlesi, onun şüpheci yönteminin özeti olarak açıklanabilir. Buradaki amacı, aklın doğru yönetimi için herkesin izlemesi gereken yöntemi öğretmek değil, fakat yalnızca, kendi aklının nasıl yönettiğini göstermek istemektedir.
Descartes tarafından üç yüz yıl kadar önce ortaya atıldığından beri, felsefenin temel şüphelerinden birisi olan “zihin-beden sorunu” insan varlığının özünde, salt fiziksel bir varlık mı,