Düşmanı dışarıda değil kendi içimizde aramalıyız.
Savaşmamız gereken en büyük düşman: Tembelliğimiz. Suratımıza kapıları kapatan ve gelişmemize engel olan; kendi içerisinde türlü türlü tatlı bahaneler sunarak bizi her gün daha da karanlık bir odaya hapseden duygularımız maalesef önümüzü görmemizi engelliyor. Jules Payot ile tam da ihtiyacım olan bir zamanda karşılaştım. Yasakların ve pandeminin sürdüğü bu zorlu zaman da çalışmamızı engelleyecek çok fazla tehlikeli uyaranlarla karşılaşıyoruz; gelecek kaygısı, tünelin ucunu görememe, çalışsak da boşa çalışıyormuşuz hissi, eve kapanıp kalma ve üretememe... İradesi zayıf bir kişilik bunların ardına saklanarak kendi gelişimine ket vurabilir; kendini tembelliğin sıcak ve rahat kollarına atarak günlerce hiçbir şey yapmadan zamanın nasıl da hızlı geçtiğini ve hayatın ellerinden kayıp gittiğini düşünür durur. Böyle emin konuşuyorum çünkü ben de böyle bir süreç yaşadım, belki de bu kitabı okumasaydım hala bu korkunç döngünün içerisinde sürükleniyor olacaktım. Gözümü açmama ve kendi içimdeki gücü keşfetmeme yardımcı oldu.
Akıllı bir kaptan karşısına çıkan güçlü dalgaları yapacağı bir hamleyle kendi lehine çevirebilir. Aslında her zorluk, her kapana sıkışmışlık hissi bizde yeni yeni ışıklar yakabilir, güçlenmemize yardım edebilir. Önemli olan pes etmeden içimizdeki başarma isteğini uyandırmak ve her gün az da olsa durmadan yola devam etmektir. Yazar, eserinde; bizi zafere ulaştıracak en önemli eylemin her gün tekrarlanan küçük eylemler olduğunu söylüyor. Bir anlık bir istek ile yapılan büyük eylemler geçici olacaktır ve sonrasında hem zihinsel hem de bedensel yorgunluk yaşamamıza sebebiyet verecektir. İstikrarlı ve sistemli bir çalışma ile ulaşılamayacak hiçbir zafer yoktur.
' Zaman onu nasıl kullanacağını bilenler için hep
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!