“Hayatımızda her zaman gerçekçi ve mantıklı olamayız. Bazen mucizelere inanmalı ve asla gerçekleşmez sandığımız şeylerin hayat bulabileceğini umut etmeliyiz. İmkânsızlıklar olmazsa mümkün kılınan anların değeri kalmaz. Hayal kurmazsan, bir süre sonra yaşamında ulaşmak istediğin bir hedef oluşmaz.”
İsmine bakıp klasik bir psikoloji kitabı sananlar yanılır! Bu, zihnin en karanlık köşelerine ve kanlı bir geçmişe uzanan, soluk soluğa bir gerilim.
7 yaşındayken kaçırılan ve bu travmanın etkisiyle zihni o günleri tamamen silen bir kadın... Hayatını bir "maske" (persona) ardında, hiçbir şey hatırlamadan kurmuş. Ta ki sanat galerisindeki o vahşi cinayete kadar. Katil bir "Hayalet" gibi hareket ediyor, cesetler birikiyor ve geçmişin tozlu rafları zorla açılıyor.
Yan daireye taşınan o adam...
Sadece bir komşu mu, yoksa geçmişten gelen bir koruyucu mu? İlk kitap bizi öyle bir noktada bırakıyor ki; babasının intiharı, annesinin başına gelenler ve silinen anılar arasında boğulurken asıl soruyu soruyoruz: Gerçekten kim güvende?
İlk kitap bittiğinde eliniz doğrudan ikinci kitaba gidecek çünkü düğüm henüz çözülmedi, maskeler henüz tam düşmedi!
Erkekler her daim kadınların şefkatine hayran kalırdı, kadınlar da erkeklerin korumacılığında huzur bulurdu. Çünkü içimizdeki çocuklar ancak böyle anlarda kendilerini güvende hissederdi. Erkek onu bir anne kadar sevecek kadını, kadın ise onu bir baba gibi kollayabilecek adamı isterdi. Ne de olsa insanlar en çok bu iki noktadan yaralanır ve yine en çok bu iki noktadan onarılma ihtiyacı duyardı.