Bu gözlerimi yakan kuru karanlık
Ne zaman bitecek Naim Bey?
Hep çalacak mı bu anlaşılmaz notalar?
Sanırım Ayup Ogado’nun Kothbiro’su
…
Gözlerimi yakan kuru karanlık
Tenimi ağrıtan sert yatak
Ve beyaz yatak örtülerimi ıslatan çiftleşme seansları
Çirkin güvercinler
Bilge baykuşlar
Kuruyunca toz olan papatyalar
Ve benliğine küfreden ben
Ben birazdan bırakacağım kendimi sonsuzluğa
Bırak Naim Bey bırak
Bu ruhları yamalı insanlar mı anlayacak
Toprağın masumiyetini ve kirliliğini ayıran çocuğun inceliğini
Evet, tüm bunlar
Ve ben
Ve sen Naim Bey
Ne anlarız hiç kakao tüketmeyen William Tell’in dramından
Karanlıkta dans eden muhalifler
Ya da uçsuz bucaksız çöllerde ruhları arındıran insanlar mı
anlayacak?
Sanmıyorum
Hiçbir şey bizi kurtarmayacak Naim Bey
Dilrüba Hanım bir avuç tuz ve bir su birikintisi harcıma ne katabilir söyle?
Bozkırımın kusurundan bihaber çatlamış bakışların
Evet, bakışların
Bakışlarının gölgesinde bir ihtilalin ayak sesleri
Biliyorsun alışık değilim romantik bakışmalara
Edward devrinin sanat ahlakıyla vecd olduğum günlerde
Seni bir sokak dansına kaldırıyorum
Çılgın sezaristlerin şiirlerimi ezdiği mahalle aralarında
Şüphesiz sokakların evlere borcu olmasaydı
Yıkılabilirdi üstümüze soğuktan titreyen duvarlar da
Dilrüba Hanım Şu ‘’Puslu Manzara’’ dan sıyrılıp gelen notalar
Eleni’nin gizemi