Akşama kadar çayırda otlayarak semiren öküz, geceleyin ertesi gün ne yiyeceği kaygısına düşer, dertlenir, zayıflardı. Her gün doyasıya yemesine rağmen, geceleri açlık korkusuyla geçer; rızkı hiçbir gün azalmamışken, ömrü korku ve dertle sürerdi.
Rüyasında saltanatını yıkacak bir peygamberin dünyaya geleceğini gören Firavun, bazı tedbirler alır. Önce bütün işleri birbirinden ayırarak beklenen peygamberin doğmasını engellemek ister. Daha sonra müneccimlerden bu çocuğun dünyaya geldiğini öğrenince, o yıl doğan bütün erkek çocuklarını öldürtür. Hz. Musa’nın annesi çocuğunu ölümden korumak için, onu beşiği ile Nil’e bırakır. Suda sürüklenen beşik, Firavun’un sarayı önüne gelir ve Firavun’un eşi çocuğun ölümüne mani olur, onu himayesi altına alır. Böylece firavunun bütün tedbirleri boşa gider ve can düşmanı olduğunu bilmeden Hz. Musa’yı evinde büyütmeye başlarlar.
Mevlâna’ya göre, yapılan işten kaderi sorumlu tutmak şeytana; sorumlulugu kabul etmekte insana özgü bir davranış şeklidir. Çünkü iradeyi yok sayarak, suçunu kadere yükleyen ilk varlık şeytan; yaptığı işten sorumlu olduğunu kabul eden ilk insanlar da Hz. Adem ve Havva olmuştur.