Klişe bir vampir öyküsü sanıp okumaya başlamıştım. Beklentilerimin tamamen üstünde bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Ana karakterin şatoya girişi ve dracula ile tanışması, kurtların kont ile ilişkisi, haç işaretleriyle vampir öldürme olayının köküne kadar işlenmesi gibi şeyler tam benlikti... Özellikle ana karakterin gece vakti draculayı dümdüz bir duvardan hızlı bir kertenkele gibi çıktığını görme sahnesini kafamda canlandırınca ürkmüyorum değil. Sıkıntısı karakterlere verilen biraz fazla duygusuzluk idi. Günümüzde vampir olayı yaşansa insanların nasıl yaklaşacağını bilirsiniz. Burada sanki vampirler normalmiş gibi bir algı olmuş. Gene de finali güzeldi ve tavsiye ederim.
Kitap oldukça kısaydı. Bir bilim insanıyla başlayan hikaye... Sonu cidden nasıl bitiyor hatırlamıyorum. Kitabı bitirdiğimde aklıma kalan tek şey Pan adlı canavarın çok güçlü olduğu idi.
Yüce Tanrı PanArthur Machen · İthaki Yayınları · 20181,648 okunma
Okuduğum korku kitapları içerisinde en sevdiğimdir. Lise zamanımda çok kitap okuyan biri değildim (halen daha değilim). Dersleri de genellikle dinlemez hayal kurardım. Tam bu sırada abim eve yeni bir kitap getirmişti. Daha önceki sade tasarımlara benzemeyen bu kitap dikkatimi çekmişti. Tabii ki de kitap okuma alışkanlığım olmadığı için okumayıp kısa sürede unutmuştum. Aylar sonra abimin kitabı okuduğunu ve çok sevdiğini öğrendim. Tek bir seferde okumaya başlayıp başından kalkamadığını, özellikle finalini çok ürkütücü bulduğunu söyledi. Korku türüne çok yabancı olmayan ben, ani bir merak duygusuyla kitabı alıp çantama koydum. Evde kitap okumak benim için neredeyse imkansız olduğundan dersini dinlemediğim bir hocanın zamanında okumaya karar verdim. Zaten en arkada oturduğumdan sebep hiçbir hoca benim ne yaptığımı fark etmiyor ya da umursamıyordu.
Kitaba ilk başladığımda atmosferine aşık olmuştum. Satırları okurken ki aklımdaki kasvetli ve kapalı bulutlu bir hava, siyah ve lacivert tonlarının ağırlıkta olduğu insanın baktıkça din sahibi olmasını sağlayan o liman köyler... Sayfalar ilerledikçe bu liman kasabasına daha çok detay ekliyor, kendi hayali dünyamda eğleniyordum. Sonra ana karakterimiz Arthur, arkadaşı Augustus'un çalıştığı bir mürettebat gemisine kaçak olarak biner. Bu binmesi gençlerin macera arayışı ve evinden biraz kopmak istemesine bağlayabiliriz. Ne var ki Arthur kendini macera dolu bir gemide değil de her gün şiddetin ve vahşetin arttığı, en sonda büyük katliamların gerçekleştiği korku dolu saatlerin geçmek bilmediği bir kabusta bulur. Gemide hayatta kalması bir yana, eski rotaya ayarlamaya çalışıp eve dönmeye çalışmak, hayatta kalmak için aklınıza gelmeyecek yöntemlere başvurmak, her sayfa ilerledikçe "Oha canım" demekten kendinizi alamadığınız bir