Gözlerimi kapattım, bugün içinde namaz kılınmasına bile müsaade edilmeyen İydgâh'ı, Abdulkadir Dâmollayı dinlemek üzere ikindi namazlarından sonra Uygurların akın akın doldurduğu dev bir ilim meclisi olarak tahayyül ettim. Hayali cihan değer...
Gulca'da -adeta fiziksel bir acı çekerek- fark ettiğim bir başka hakikat daha oldu: Harf devrimiyle Türkiye'de yaşanan tarihi kırılma, bizim Müslüman coğrafyanın çeşitli halklarıyla iletişim ve irtibat imkânlarımızı da yok etmiş. Ortak alfabe olmayınca, zaman içinde ortak kelimeler ve o kelimelere yüklenen derunî manalar da ortadan kalkmış. Telafisi olmayan, yürek yırtıcı bir kayıp...
Tam bu noktada, şehirlerin dev apartman bloklarıyla, dışarıdan gelen yoğun nüfusla, süfli eğlence ve tüketim mekânlarıyla doldurulmasının yerel kültüre indirdiği öldürücü darbe bağlamında, Çin'in politikalarıyla İslam coğrafyasının her yerinde yaşadıklarımız arasında can sıkıcı bir geçişkenlik gördüm, Bizdeki kültürel ve dini yozlaşma da aynı kanaldan akıyordu maalesef. Doğu Türkistan'ın kadim bir şehrinin ara sokaklarında bunu fark etmek, ayrıca sarsıcı ve moral bozucu oldu açıkçası.
Böyle şeyleri zamana bırakın ve bu evde mutlu olun; böylece zamanı geldiğinde kendi evlerinizde de mutlu olabilirsiniz, o zaman hiç gelmezse de kanaatkâr olursunuz.