Genellikle, bir şeyi sevdiğimizde o şeyi bizimle beraber sevecek müttefikler aramayız. Sevdiğimiz şeyi sevenleri rakip ve saldırgan olarak görürüz. Fakat bir şeyden nefret ettiğimizde hep müttefikler ararız.
Muhafazakârlar, şimdinin iyileştirilebileceğinden kuşku duyar ve geleceğe, şimdiki zamana uygun bir biçim vermeye çalışırlar. Onların geçmişle ilgisi şimdiyi güven altına almak içindir.
Gözden çıkarılmışlar ve itilmişler, çok kere bir ulusun geleceğinin ham maddesini oluştururlar. İnşaatçının beğenmeyerek kenara ittiği taş, yeni bir dünyanın köşe taşı haline gelir. Ayaktakımı ve hoşnutsuzları olmayan bir ulus intizamlı, düzgün, sakin ve hoştur; fakat doğacak yeniliklerin tohumundan yoksundurlar belki de. Avrupa ülkelerindeki istenmeyenlerin bir okyanusu aşarak yeni bir kıtada, yeni bir dünya kurmaları tarihin bir ironisi değildir. Bunu ancak onlar yapabilirdi.
İster siyaset, edebiyat isterse bilim, ticaret ve sanayide olsun, üstün birey bir ulusun biçimlendirilmesinde büyük rol oynar, ama diğer uçtaki bireyler de öyle; yani başarısızlar, uyumsuzlar, başıboşlar, suçlular ve konumlarını kaybetmiş veya saygıdeğer insanlar arasında hiçbir zaman yer sahibi olamamış kişiler. Tarih oyununu genellikle orta sınıftaki çoğunluğun başlarının tepesinde, işte bu en iyiler ve en kötüler oynar.