Aynalar klasik bir tarih kitabı değil. Eduardo Galeano'nun bakışıyla bir tarih anlatısı okuyoruz. Yazar kaynakçaların en az kitabın kendisi kadar yer kaplayacağını görünce onları eklemekten vazgeçmiş. Bu da kitabı bilimsel bir tarih kitabı olmaktan çıkarmış. Galeano'nun da bilimsel bir tarihçi olma iddiası yok. Kitap, yaşamın ilk ortaya çıkışından günümüze kadar gelen süreci yazarın gözünden anlatıyor. Kısa parçalar halinde deneme yazıları, hikayeler ve notlardan oluşuyor. Galeano gazeteci kimliğini yazım tekniğine de yansıtmış. Tarihten kısa anları, olayları adeta bir gazete haberi havasında ama edebi bir üslubla anlatmış.
Büyük liderler, komutanlar, görkemli imparatorluklar kitabın konusu değil. Bu bir ezenler ve ezilenler tarihi. Eduardo Galeano kitap boyu bize zulüm gören kadınların, çocukların, Afrikalı zencilerin ve Latin Amerika yerlilerinin hikayelerini anlatıyor. Günümüzün "modern" toplumunun nasıl, kan ve vahşetle, adım adım inşa edildiğini okuyoruz. Kitabın ilk başlarında her zaman olduğu gibi notlar tutmaya çalıştım. Ama bir süre sonra vazgeçtim. Çünkü kısa kısa da olsa o kadar çok olay ve bilgi okuyorsunuz ki bunların hepsini kaydetmek ve akılda tutmaya çalışmak çok zorlaşıyor. Yazarın da genel kültür bilgisi vermeye çalışmadığını da okurken anlayabiliyorsunuz. Galeano'nun kısa metinleri bir araya gelince dehşet verici bir tabloya dönüşüyor. Yazar sade ve edebi üslubuyla size yaşananlara dair bir duygu yaşatmaya çalışıyor. Vicdan duygusu... Kendisine boşuna "dünyanın vicdanı" lakabı verilmemiş. Her satırda bu lakabı ne kadar hakeden bir yazar olduğunu görüyorsunuz.
Vicdansızlığın çok yaygınlaştığı günümüzde vicdanı hatırlayabilmek için okunması önemli...