Engin kara gece doldurdu gökle yeri, otların dibinden dünyanın ucuna kadar. Bir tek günetşi giden; yıldızlarsa göğe serpilmiş, birileri az önce üzerinden geçip dönülmez bir sefere çıkmışçasına dağınık, kabarık duran kıpır kıpır Samanyolu belirmişti.
Gülümsüyordu; kısa, alaycı bir oyun için yaratılmışa benzer bu dünyada her şey tuhafına gitmekteydi. Üstelik bu yapmacık oyun uzamış, edebi bir hal almıştı ve artık kimse gülmek istemiyordu.
"Bir an önce doğur onu, sevinevektir doğduğuna." "Belki de sevinmez," dedi Vera kuşkuyla. "Belki de ebediyen çile çekecek." "Biz bundan sonra mutsuzluğa izin vermeyeceğiz," diye yanıtladı Çagatayev.
"Çagatayev eğimli karanlık toprağın kıyısında duruyordu; buradan sonra daha mutlu ve aydınlık çöl başlamaktaydı ve yitip giden çocukluk gününde, ölü kum tepelerinin arasında sessiz saatlerde bile ağır ağır sürüklenip ağlayan, uzaklardan kovulmuş küçük bir rüzgâr esiyordu. Çocuk bu rüzgâra kulak vermiş, onu görmek, yanında olabilmek için gözleriyle takip etmiş, fakat hiçbir şey göremeyerek bir çığlık koparmıştı. Rüzgâr ondan kaçıp gitmiş, kimse yanıt vermemişti sesine."