“Başı ve sonu olan hikâyelerdir belki beni ilgilendiren...” dedi dalgın dalgın. “Değişik hayat tarzları, farklı bakış açıları... Belki maceralar. Mutluluklar, hüzünler, hırslar, intikamlar, yere sağlamca basmalar, eğilip bükülmeler, dimdik durmalar, yıkılıp düşmeler, korkular, ümitler, hayâller... Ne bileyim... Milyonlarca insanın yaşadığı bir şehrin üstünde gece vakti kanatlanıp uçmak gibi bir şey sanki...”
Çılgın Kalabalıktan Uzak- Thomas Hardy
Çağdaş Türk Edebiyatı'nı takip etmeyi ne kadar sevdiğimi biliyorsunuz artık. Canım kulübüm de beni bu ay 1874 İngiltere'sine götürdü. İyi ki götürdü.
Kendisine miras kalan büyük bir çiftliği idare etmeye çalışan genç ve güzel Bathsheba Everdene'in hayatına girmeye çalışan, birbirinden farklı 3 erkek ile yaşadıklarını okuyoruz. Kitapta asıl seveceğimiz ve kitabın güven temelini oluşturan Gabriel Oak, saplantı ve tehlike deyince aklımıza ilk gelecek isim Çiftçi William Boldwood ve ne desem az kalacak etkileyici bir o kadar da sorumsuz ve karakter yoksunu Çavuş Troy. Aslında genç ve deneyimsiz Bathsheba'nın, bu üç karakter üzerinden kendini tanımasını okuyoruz. Kitapta çok fazla metaforik öge var. Bathsheba'nın sürekli aynaya bakması, kendisini tanıma sürecinde çok başarılı bir destekçi. Aynı zamanda her kötü durumda ortaya cikan fırtına da kitaptaki atmosferi destekleyici.
1874'te yazılmasına rağmen bir çiftliği kahyasız tek başına idare etmeye çalışan bir kadın karakter döneme göre çok ileri bir durum. Elbette kitabın sonunda spoiler olmasın ama genç kızımız bir erkeğin himayesine giriyor. Yazıldığı yılı düşününce buna da şükür diyoruz.
Alışık olduğumuz dünya klasikleri betimlemesi bu kitapta da mevcut elbette ama Thomas Hardy, kendisi mimar olmasına rağmen kitapta bizi boğucu mimari ayrıntılar betimlemeler yoktu. (Bknz: Notre Dame'ın Kamburu)
Bunaldığım zamanlarda dünya klasiklerini çok rahat ve severek okurum genelde. Çılgın Kalabalıktan Uzak da beni şaşırtmadı. Eğer kitaplarınızın bir köşesinde okunmayı bekliyorsa; ilk fırsatta alın, hızlıca okuyacağınıza eminim.
"İnsan korktuğu şeyleri düşünmeye başlayınca korkmadığı şeyleri düşünemez oluyordu. Korku, üstüne biri çıkmış ağır bir yün yorgan gibi kapanıyordu üzerine, yorganın üstünde seni boğan gene sen, dışarıda istediği kadar hava olsun, alamıyordun."