Ben Don Juanları hiç anlamam, bir erkeğin aynı anda birden fazla kadınla yaşayabileceğine inanmıyorum. Önemli olan, tek bir insanı bütün melodileri çalabileceğimiz bir enstrümana dönüştürmek.
“Sevgide paylaşmanın mümkün olmadığını en iyi siz bilirsiniz” dedim.
“ Bu bir klişe” dedi surat asarak ve bir sigara yaktı. “ Her şey mümkündür. Bilhassa da sevgide her şey mümkündür.”
“ Eğer paylaşırsam bana hayattan ne kalır?” diye öyle bir tutkuyla sordum ki, kendi sesimden ürktüm. “ Bir ev mi? Toplumsal bir konum mu? Öğle ve akşam yemeklerini birlikte yediğim, baş ağrısı çektiği için mızmızlanıp duran bir hastaya bir kaşık suyla ilaç verir gibi bana ara sıra azıcık şefkat gösteren biri mi? Sizce bu yarım hayattan daha küçük düşürücü, daha insanlık dışı bir durum olabilir mi? Benim bir insana ihtiyacım var, hem de her şeyiyle!” dedim bağırarak.
“Bana ait olmayan biriyle birlikte yaşadığım gerçeğinden daha kötü ne olabilir? Bir sırrı olan, beni bir anıdan ve bir duygudan kurtulmak için kullanan, üstelik bunu da sırf o anı, o duygu ve o arzu kendisine yakışmadığı için yapan biri…
Her şey düzen içindeydi; tıpkı hayatında, çekmecelerinde, dolaplarında ve notlarında olduğu gibi. Etrafı düzenliydi, cüzdanı düzenliydi. Belki de sadece ruhunda her şey o kadar düzenli ve uyumlu değildi, anlarsın ya… Görünüşe bakılırsa insan dışsal düzenle, içerideki bir düzensizliği gizliyor.
Tanrı insanlara sevgiyi, birbirlerine ve dünyaya katlanabilsinler diye verdi. Fakat tevazu olmadan seven, karşı tarafın sırtına büyük bir yük bindirmiş olur.