“Asla yeterince Meksikalı olmayacağız. Asla yeterince Amerikalı olmayacağız. Ayrıca asla yeterince heteroseksüel de olmayacağız.”
“Evet,” dedim, “ayrıca yolun bir yerinde yeterince gey olmayacağımızdan da emin olabilirsin.”
“Ayvayı yemişiz.”
“Evet hem de nasıl”
NEREYE DÖNSEM, NEREYE GITSEM HERKESIN ASKA DAIR söyleyecek bir sözü vardi. Anneler, babalar, öğretmenler, şarkıcılar, müzisyenler, sairler, yazarlar, arkadaşlar. Aşk hava gibiydi. Okyanus gibiydi. Güneş gibiydi. Yazın bir ağacın yaprakları gibiydi. Kurak topraklara yağan yağmur gibiydi. Bir derenin çağlayan sularının yumuşacık sesi gibiydi. Fırtınada kıyıyı döven dalgalarin sesi gibiydi. Aşk bütün savaslarimizin nedeniydi. Aşk, uğruna yaşadığımız ve öldüğümüzdü. Aşk uyurken rüyasını gördüğümüzdü. Aşk günü karşılamak için uyandığımızda içimize çekmak istediğimiz havaydı. Aşk seni karanlıktan çıkarsın diye taşıdığın meşaleydi. Aşk insanı sürgünden mi alıp Aidiyet adında bir ülkeye götürüyordu.