Bu eski “aptal rolü oyna” “erkeğin kazanmasına izin ver” ya da
“patron oymuş gibi davran” talimatları tabii ki artık çağdışı kaldı. Ama verdikleri mesaj hâlâ, temel kural olarak pek çok kadının bilinç altında yaşıyor: Zayıf cins güçlü cinsi, zayıf cinsin gücünü fark etmekten korumalı ki, güçlü cins zayıf cinsin gücü karşısında güçsüzlüğe düştüğünü hissetmesin. Erkeklerin kendilerini daha güçlü hissetmelerini
sağlamak için zayıf davranmayı ve kendi gücümüzden vazgeçerek
erkekleri güçlendirmeyi öğreniyoruz.
“Benliksizleşmek” ne demektir? İlişkide tabii ki her zaman kendi
istediğimiz gibi davranıp dilediğimiz her şeyi yapamayız. İki insan aynı çatı altında yaşıyorsa, aralarında kaçınılmaz ayrımlar doğar ve bunlar
uzlaşma, tartışma ya da karşılıklı özveri gerektirir.
İyi kızlar öfkeyi hissetmekte pek iyi olmamakla birlikte, kendilerini
suçlamada çok başarılı olabilirler. Depresyon ve incinme gibi, kendi
öfkemizin bilincine varmamak amacıyla suçluluk duygusu da üretebiliriz. Öfke ve suçluluk, bir arada bulunamayacak duygulardır. Başkalarına yeterince şey vermediğimizi ya da onlar için yeterince şey yapmadığımızı
hissettiğimizde, yeterince almadığımız için öfke duymamız pek olası değildir.
Erkek kahramanlar
inançları için savaşabilir, hatta ölebilirler; kadınlar içinse, kendi hakları adına kansız ve insancıl bir devrim yapmak bile lanetlenmeye yeter. Öfkemizi dolaysız olarak ifade etmek bizi hanımefendilikten, kadınlıktan, annelikten, cinsel çekicilikten uzaklaştırır, hatta “cırtlak”laştırır.