Eğer insan,, bu hapishaneden kurtulup dışarıya çıkamaz, kendisini dış dünyayla, bir başka insanla ya da düşünceyle bütünleştiremezse çıldını Ayrı olma duygusu huzursuzluğu doğurur; daha ger-
çeği, bu tüm huzursuzlukların kaynağıdır. Ayrı olmam demek, insanca güçlerimi kullanma olanağımdan yoksun bırakılmam demektir. Ayrı olmam demek, çaresiz olmam, dünyayı (eşyaları ve insanları) etkin bir şekilde kavraya- mamam, dünya üzerime üzerime geldiğinde direnecek gücü bulamamam demektir. Böyle ayrı olmak, şiddetli hu- zursuzluk kaynağıdır. Bunun yanında utanç ve suçluluk duygusu da yaratır. Ayrı olmaktaki bu utanç ve suçluluk İncil'de Adem ile Havva öyküsünde anlatılır. Adem ile Havva "...iyilik ve kötülük bilgisi ağacının meyvesini ye- dikten, Tanrı'ya başkaldırdıktan (başkaldırma özgürlüğü var olana dek iyi ve kötü yoktu), doğadaki ilk hayvansal ahenkten kurtularak insanlaştıktan, bir başka deyişle insan olarak doğduktan sonra "çıplak olduklarını gördüler" ve utandılar. Bu kadar eski ve ilkel bir efsanenin, on dokuzuncu yüzyılın aşırı bağnaz ahlakını görüntülediğini ve hikâyenin bize belirtmek istediği can alıcı noktanın, cinsel organlarının görünmesinden duyulan utanç olduğunu mu kabul edeceğiz? Bu biraz zor! Hikâyeyi böyle, Victoria dev- rinin kafasıyla yorumlarsak şu temel noktaları gözden kaçırırız: Kadın ve erkek kendilerinin ve birbirlerinin farkına vardıktan sonra, ayrı oluşlarını ve farklılıklarını göz önüne alarak farklı cinsiyetten olduklarının bilincine vardılar. Fa- kat birbirlerinden ayrı olduklarını anladıkları zaman henüz birbirlerine yabancıydılar. Çünkü henüz birbirlerini sevmeyi öğrenmemişlerdi.