Özge Ertaş

Özge Ertaş
@Ejma
Ortak yaşam birliğinin tersine, olgun sevgi kişinin kendi bütünlüğünü, bireyselliğini koruyarak gerçekleştirdiği birliktir. Sevgi, kişiyi diğer insanlardan ayıran duvarları yıkan, onu diğerleriyle birleştiren, insanın içindeki etkin güçtür. Sevgi kişinin soyutlanma ve ayrı olma duygularını yenmesini sağlar, kendisi olmasına, bütünlüğünü yitirmemesine yol açar. Sevgide, bir olan iki varlığın, iki ayrı varlık olarak da kalmalarının ikilemi yaşanır.
Reklam
sevgi özgürlüğün çocuğudur. O, asla zorbalığın çocuğu olamaz.
Birliğe ulaşmanın bir yolu da, ister sanatçı ister zanaatçı olsun, yaratıcı faaliyette bulunmaktan geçer. Herhangi bir yaratıcı çalışma içinde bulunan kişi, kendi dışındaki dünyayı temsil eden nesnesi ile kendini bütünleştirir. İster masa yapan bir marangoz ya da elmas işleyen bir kuyumcu olsun, ister ürününü yetiştiren çiftçi ya da resmini boyayan ressam olsun, yaratıcı bir işte çalışanla nesnesi yek vücut haline gelir. İnsan yaratma süreci içinde kendini dünya ile bütünleştirir. Bu yalnızca üretici işler için, benim tasarlayıp gerçekleştirdiğim ve sonucunu aldığım işler için söz konusudur. Çağdaş çalışma süreci içindeki bir memurun, sonu gelmez bir zincirle bağlı işçinin bu bileşik işe katacağı çok az şey kalmıştır. İşçi makinenin, memur bürokratik kurumun bir parçasıdır
Eğer insan,, bu hapishaneden kurtulup dışarıya çıkamaz, kendisini dış dünyayla, bir başka insanla ya da düşünceyle bütünleştiremezse çıldını Ayrı olma duygusu huzursuzluğu doğurur; daha ger- çeği, bu tüm huzursuzlukların kaynağıdır. Ayrı olmam demek, insanca güçlerimi kullanma olanağımdan yoksun bırakılmam demektir. Ayrı olmam demek, çaresiz olmam, dünyayı (eşyaları ve insanları) etkin bir şekilde kavraya- mamam, dünya üzerime üzerime geldiğinde direnecek gücü bulamamam demektir. Böyle ayrı olmak, şiddetli hu- zursuzluk kaynağıdır. Bunun yanında utanç ve suçluluk duygusu da yaratır. Ayrı olmaktaki bu utanç ve suçluluk İncil'de Adem ile Havva öyküsünde anlatılır. Adem ile Havva "...iyilik ve kötülük bilgisi ağacının meyvesini ye- dikten, Tanrı'ya başkaldırdıktan (başkaldırma özgürlüğü var olana dek iyi ve kötü yoktu), doğadaki ilk hayvansal ahenkten kurtularak insanlaştıktan, bir başka deyişle insan olarak doğduktan sonra "çıplak olduklarını gördüler" ve utandılar. Bu kadar eski ve ilkel bir efsanenin, on dokuzuncu yüzyılın aşırı bağnaz ahlakını görüntülediğini ve hikâyenin bize belirtmek istediği can alıcı noktanın, cinsel organlarının görünmesinden duyulan utanç olduğunu mu kabul edeceğiz? Bu biraz zor! Hikâyeyi böyle, Victoria dev- rinin kafasıyla yorumlarsak şu temel noktaları gözden kaçırırız: Kadın ve erkek kendilerinin ve birbirlerinin farkına vardıktan sonra, ayrı oluşlarını ve farklılıklarını göz önüne alarak farklı cinsiyetten olduklarının bilincine vardılar. Fa- kat birbirlerinden ayrı olduklarını anladıkları zaman henüz birbirlerine yabancıydılar. Çünkü henüz birbirlerini sevmeyi öğrenmemişlerdi.
Eğer insan,, bu(yalıtılmışlık) hapishaneden kurtulup dışarıya çıkamaz, kendisini dış dünyayla, bir başka insanla ya da düşünceyle bütünleştiremezse çıldırır Ayrı olma duygusu huzursuzluğu doğurur; daha gerçeği, bu tüm huzursuzlukların kaynağıdır. Ayrı olmam demek, insanca güçlerimi kullanma olanağımdan yoksun bırakılmam demektir. Ayrı olmam demek, çaresiz olmam, dünyayı (eşyaları ve insanları) etkin bir şekilde kavrayamamam, dünya üzerime üzerime geldiğinde direnecek gücü bulamamam demektir. Böyle ayrı olmak, şiddetli huzursuzluk kaynağıdır. Bunun yanında utanç ve suçluluk duygusu da yaratır.
Reklam