Tuhaf bir adam olan müzisyen Pistorius'tan Abraxas konusunda duyup işittiklerim, burada kısaca anlatılacak gibi değil. Ama ondan öğrendiğim en önemli şey, kendime giden yol- da nasıl bir adım daha ilerleyecek oluşumdu. O zamanlar yaklaşık onsekiz yaşında inanılmaz ölçüde toy biriydim, bir sürü konuda pek geri kalmıştım ve çaresizlik içindeydim. Kendimi başkalarıyla kıyasladığımda, çokluk gurur ve kibir duygusuna kapılıyor, bazen de cesaretim kırılıyor, bezgin düşüyor. dum. Kendime bir dahi, yarı kaçık biri gözüyle bakıyordum ikide bir. Yaşıtlarıma kıvanç veren şeyler bana kıvanç vermi- yor, onların yaşantılarına ayak uyduramıyordum. Sanki onlardan ayrı düştüğüm için bir daha belimi doğrultamayacakmışım, sanki yaşam denilen şey yüzüme kapılarını kapamış gibi suçlamalar ve üzüntülerle yiyip bitiriyordum bedenimi.
Kendisi de yetişkin bir kaçık sayılabilecek Pistorius, moralimi bozmamayı ve özsaygımı yitirmemeyi bana öğretti; sözlerimde, düşlerimde, hayallerimde ve düşüncelerimde her vakit değerli şeyler ele geçirip yakalayıp bunları hep ciddiye alarak ve üzerlerinde ciddi ciddi konuşarak örnek oldu bana.
"Sizin bana söylediğinize göre," dedi bir defasında, "müziği ahlâksal nitelik taşımadığı için seviyorsunuz. Kabul. Ama kendinizin de ahlâk savunucusu biri olmamanız gerekmiyor mu bu durumda! Kendinizi başkalarıyla kıyaslamanız doğru mu? Doğa sizi yarasa yaratmışsa, kendinizi nasıl devekuşu yapabilirsiniz? Kendinize bazen acayip biri gözüyle bakıyor, çogunluğun gittiği yolu izlemediğiniz için kendi kendinizi kahrediyorsunuz. Böyle davranmayı bırakın bir kez. Ateşe bakın, bulutları seyredin; içinizde kimi sezgiler uyanıp ruhunuzda kimi sesler konuşmaya başladı mı, kendinizi bırakın onlara; böyle bir şey acaba öğretmeninizin ya da beybabanızın ya da aziz bir Tanrının işine