Özge Ertaş

Özge Ertaş
@Ejma
Sevgi konusunda öğrenilecek bir şeyin bulunmadığı düşüncesini yönlendiren üçüncü hata, baştaki sevdalanma ediniminin sürekli âşık olma ya da daha doğru bir deyişle aşk içre olma durumuyla karıştırılmasından kaynaklanmaktadır. Tıpkı şimdi bizler gibi birbirine yabancı olan iki insan, aralarındaki duvarı birden yıkar, kendilerini birbirlerine çok yakın duyar, tek bir kişi gibi hissederlerse o an yaşamın en heyecanlı, en baş döndürücü anıdır. Bu an, sevgisiz, kopuk, soyutlanmış bir kişi için çok daha harikulade, çok daha mucizevidir. Bu ani yakınlaşmanın mucizesi, cinsel çekicilik ve birleşmeyle başlar ya da birlikte oluşursa gerçekleşmesi çok daha kolaylaşır. Ne var ki bu tür sevgiler doğaları gereği bitimsiz değildir. İki insan birbirlerini daha iyi tanıdıkça yakınlaşmalarındaki o mucizevi nitelik, düş kırıklıkları, çelişkiler, bıkkınlıklarla ilk heyecanlarından arta kalan ne varsa tümünü silip süpürürken kendisi de yavaş yavaş yiter. Başlangıçta bunun farkına varmazlar. Aslında birbirleri için o yanıp tutuşmalar, deli divane olmalar, daha önceki yalnızlıklarının derecesini gösteren bir kanıtken, sevgilerinin şiddetinin ölçüsüymüş gibi kabul ederler
Reklam

Özge Ertaş

, bir kitap okudu
Puan vermedi·124 syf.·
2023 8. kitabı
Annelies Verbeke
6.5/10 · 186 okunma
Sizin uçmanızı sağlayan itici güç var ya, bu hepimizin içinde saklı yatan o büyük insanlık hazinesidir. Tüm güçlerin kökleriyle bir birlik ve beraberlik duygusudur, ama çok geçmeden uçmak korkutur insanı. Tehlikesi işte öylesine büyüktür! Bu yüzden, insanların çoğunluğu uçmaktan seve seve el çeker, yasal düzenlemelerin yol göstericiliğinde kaldırımlarda yürümeyi yeğ tutarlar. Ama siz böyle yapmıyor, yaman bir delikanlıya yaraşır bir davranışla uçmaktan geri kalmıyorsunuz. Ve derken işte o mucizeyi keşfediyorsunuz; yani sözkonusu uçuşu yavaş yavaş denetim altına aldığınızı görüyor, sizi çekip götüren o büyük güce kendi varlığınızdan kaynaklanan ufak ve narin bir gücün, bir organın, bir dümenin katıldı- ğını anlıyorsunuz. Harikulade doğrusu! Böyle bir şey olmadan istemsiz bir biçimde havada uçmak; bunu aklından zoru olanlar yapar örneğin. Böyleleri kaldırımlardaki insanlardan daha güçlü sezgilerle donatılmıştır, ama bir anahtar yoktur ellerinde, bir dümen yoktur, dolayısıyla dipsiz derinliklere çakılıp kalırlar. Size gelince, Sinclair, siz bu işi iyi beceriyorsunuz sanırım?
Tuhaf bir adam olan müzisyen Pistorius'tan Abraxas konusunda duyup işittiklerim, burada kısaca anlatılacak gibi değil. Ama ondan öğrendiğim en önemli şey, kendime giden yol- da nasıl bir adım daha ilerleyecek oluşumdu. O zamanlar yaklaşık onsekiz yaşında inanılmaz ölçüde toy biriydim, bir sürü konuda pek geri kalmıştım ve çaresizlik içindeydim. Kendimi başkalarıyla kıyasladığımda, çokluk gurur ve kibir duygusuna kapılıyor, bazen de cesaretim kırılıyor, bezgin düşüyor. dum. Kendime bir dahi, yarı kaçık biri gözüyle bakıyordum ikide bir. Yaşıtlarıma kıvanç veren şeyler bana kıvanç vermi- yor, onların yaşantılarına ayak uyduramıyordum. Sanki onlardan ayrı düştüğüm için bir daha belimi doğrultamayacakmışım, sanki yaşam denilen şey yüzüme kapılarını kapamış gibi suçlamalar ve üzüntülerle yiyip bitiriyordum bedenimi. Kendisi de yetişkin bir kaçık sayılabilecek Pistorius, moralimi bozmamayı ve özsaygımı yitirmemeyi bana öğretti; sözlerimde, düşlerimde, hayallerimde ve düşüncelerimde her vakit değerli şeyler ele geçirip yakalayıp bunları hep ciddiye alarak ve üzerlerinde ciddi ciddi konuşarak örnek oldu bana. "Sizin bana söylediğinize göre," dedi bir defasında, "müziği ahlâksal nitelik taşımadığı için seviyorsunuz. Kabul. Ama kendinizin de ahlâk savunucusu biri olmamanız gerekmiyor mu bu durumda! Kendinizi başkalarıyla kıyaslamanız doğru mu? Doğa sizi yarasa yaratmışsa, kendinizi nasıl devekuşu yapabilirsiniz? Kendinize bazen acayip biri gözüyle bakıyor, çogunluğun gittiği yolu izlemediğiniz için kendi kendinizi kahrediyorsunuz. Böyle davranmayı bırakın bir kez. Ateşe bakın, bulutları seyredin; içinizde kimi sezgiler uyanıp ruhunuzda kimi sesler konuşmaya başladı mı, kendinizi bırakın onlara; böyle bir şey acaba öğretmeninizin ya da beybabanızın ya da aziz bir Tanrının işine