Özge Ertaş

Özge Ertaş
@Ejma
"İyi güzel ama,' diye itirazda bulundum, 'tek kişinin değeri nerede kalıyor o zaman? Madem ki her şey içimizde hazır vardır, daha ne diye bunları elde edeceğiz diye çaba harcıyoruz?" "Dur orada!" diye bağırdı Pistorius, ateşli bir edayla. "Dünyayı yalnızca içte taşımak ayrı bir şey, bunu içinde taşıdığını bilmek ayrı şey! Örneğin, kaçık biri Eflatun'u anımsatan düşünceler üretebilir kafasında, Herrnhut Enstitüsünde okuyan küçük dindar bir öğrenci Gnostik'lerde ve Zoraaster'lerde karşılaşılan derin mitolojik ilişkileri yaratıcı bir tutumla kafasında canlandırabilir, ama kendisi bunu bilmez. Bunu bilmediği süre de bir ağaç, bir taştır o, çok çok bir hayvandır. Ama sözkonusu bilginin ilk kıvılcımı çaktı mı insana dönüşür. Yolda giden iki bacaklıların tümüne, salt iki bacak üzerinde yürüdükleri, doğuracakları yavrularını dokuz ay kanalarında taşıdıkları için insan gözüyle bakmazsınız herhalde? Onlardan ne kadarının balık ya da koyun, ne kadarının solucan ya da kirpi, ne kadarının karınca, ne kadarının arı olduğunu görüyorsunuz sanırım! Doğru, her birinin içinde insan aşamasına yükselme olanakları saklı yatıyor; ama ancak bu olanakların sezgisine varılırsa, hatta bir bölümüyle onların nasıl bilinçli duruma getirileceği öğrenilirse, kendilerine sahip çıkılabilir."
Reklam
Ansızın omzuma vurdu, irkildim. "Delikanlı," dedi israrlı bir tonla. "Sizin de mysterium'larınız vardır. Bana açmadığnız düşlerinizin olması gerektiğini biliyorum. Hani öğrenmek istiyor değilim bunları. Ama size şunu söyleyeyim ki, yaşayın sözkonusu düşleri, bir sahnedeymiş gibi oynayın, sergileyin onları, onlara mihraplar kurun! Bu kadarı mükemmelin kendisi değildir henüz, ama ona götüren yollardan biridir. Bir gün gelip siz, ben ve daha birkaç kişinin dünyayı yenileştirip yenileştiremeyeceğini göreceğiz. Ama kendi içimizde her gün yenileştirmemiz gerekiyor onu, yoksa hiçbir işe yaramayız. Aklınızdan çıkarmayın bunu! On sekiz yaşındasınız, Sinclair, sokak kadınlarına boş veriyorsunuz; dolayısıyla, sevi düşlerinizin, sevi isteklerinizin olması gerekiyor. Bunlar sizi korkutuyor, belli. Ama korkmayın! Sahip olduğunuz en iyi şeylerdir bunlar! Bana inanabilirsiniz. Sizin yaştayken kendi sevi düşlerimi ayak altına almakla çok şey yitirdim. Bunu yapmamak gerekiyor. İnsanın Abraxas'tan haberi oldu mu, bunu yapmamalıdır artık. Hiçbir şeyden korkmamalı, içimizde ki ruhun özlediği hiçbir şeye yasak gözle bakmamalıyız." Ürkmüş, atıldım: "Ama insan aklına esen her şeyi yapamaz ki! Örneğin, kendisinden hazetmediği için bir insanı tutup öldüremez hiç kimse." Pistorius, bana biraz daha sokuldu. "Yerine göre bunu da yapabilir. Ama genellikle yanılgıya düşülür yeri konusunda. Hem ben size aklınızdan geçen her şeyi kısaca yapın demiyorum. Hayır! Ama aklınıza gelen ve hepsi kendine göre bir anlamı içeren düşünceleri, kafanızdan kovarak ya da ahlâk açısından ele alarak sakıncalı duruma sokmayın. İnsan kendisini ya da bir başkasını çarmıha gerecek yerde, kafasında görkemli düşünceler, bir kadehten şarap yudumlayabilir ve bu arada kurban mysterium'unu aklından geçirebilir. Böylesi eylemlere
"Bizler, kişiliğimizin sınırlarını her zaman gereğinden çok dar çizeriz. Yalnızca bireysel bakımdan değişik gördüğümüz şeyi, kendi kişiliğimizin kapsamı içine alırız. Oysa dünyadaki her şey bizde, bizim her birimizde vardır; nasıl ki bedenimiz başlangıcı balığa ve hatta ondan da gerilere uzanan bir gelişim sürecinin izlerini kendisinde taşıyorsa, ruhumuz da şimdiye kadar insan ruhlarında yaşamış her şeyi kendisinde saklı tutar. Yunanlılarda olsun, Çinlilerde olsun ya da Zulu'lar. da, şimdiye kadar gelip geçmiş bütün Tanrı ve şeytanlar tümüyle bizim içimizde yaşar, imkân, istek ve çıkış yolu olarak içimizde hazır beklerler. İnsan soyu tükense de geride hiç eğitim görmemiş, yarı buçuk bir yetenekle donatılmiş tek bir çocuk bile kalsa, bu çocuk nesnelerin tüm gelişim sürecini yeniden ele geçirebilir, Tannları, cinleri, cennetleri, buyrukları ve yasakları, Tevrat'ı ve Incil'i her şeyi yeniden üretip ortaya koyabilirdi."
Wash- burn'un bildirdiğine göre, yavru babunlar ve diğer yavru primatlarda doğuştan gelme yalnızca üç korku vardır: Düşmek, yılanlar ve karanlık; bunlar, bir ölçüde ağaçlarda yaşayanların Newton çekim yasasının tehlikelerinden, eski düşmanlarımız olan sürüngenlerden ve görsel yönden çevreye uyum sağlamış memeliler için en dehşet verici varlıklar olan gece saldırganlarından korkmanın karşılığıdır. Vampirlik varsayımları doğruysa (bu, en umutvar bir görüşle mümkün sayılabilecek bir şeydir) uyuma işlevi memelilerin beyninde çok derinlere yerleşmiş demektir; ilk çağlardan beri uyku, sağ kalma yönünden önemli bir role sahipti. Varlıklarını sürdürme açısın dan, ilkel memeliler için uykusuz geceler çiftleşmesiz ge- celerden daha tehlikeliydi; uyku çiftleşemeden daha güçlü bir dürtü olmalıydı, en azından çoğumuz için bu böyledir. Fakat, memeliler sonunda öyle bir noktaya ulaştılar ki, değişen koşullara göre uyku da buna uydurulabiliyordu. Dinozorların ortadan kalkmasıyla, gün ışığı me- meliler için yardımcı bir ortam oldu. Gündüzleri hareketsizlik artık zorunlu değildi
Herhalde Cennet, Homo genus'un (insan ailesi) masalımsı bir altın çağ boyunca diğer hayvanlar ve bitkilerle iç içe yaşadığı üç dört milyon yıl önceki dünyanın atalarımıza görünmüş olduğundan pek farklı değildir. Incil'- deki öykülerde, insanlığın Cennet'ten sürüldükten sonra ölüme mahkum edildiğini görürüz; ağır çalışma, elbise giyme, cinsel uyarıya karşı utangaçlık, toprağın işlenmesi (Kabil), hayvanların evcilleştirilmesi (Habil) ve cinayet (Habil+Kabil). Tüm bunlar tarihsel ve arkeolojik kanıtlara oldukça iyi şekilde karşılık vermektedir. Cennet mecazında, kovulmadan önce cinayet bulunduğuna ilişkin hiçbir kanıt yoktur. Fakat, insanın evrim çizgisi üstünde bulunmayan iki ayaklıların o kırılmış kafaları, Cennetteki atalarımızın bile insan benzeri pek çok hayvanı öldürdüklerine kanıt olabilir.
Reklam