Yaşam ne bir tiyatro oyunu, ne bir hayal ne de bir rüyadır. Çekilen acı ve ıstıraplarda dramatik bir filmin parçaları da değildir. Dolayısıyla varlığımız ve topyekûn yaşamın kendisi, ciddiye alınması ve ilerde hesabının verileceğinin düşünülmesi gereken bir gerçektir.
Sadece kâinatın kendisi Tanrı’nın varlığına doğrudan bir kanıttır. Dolayısıyla Tanrı’yı inkâr etmeye ve bunun için gerekçeler uydurmaya çalışmak, suyu tersine akıtmaya çalışmaktır.
Hareketlilik karşısında durağanlığın, çokluk karşısında tekliğin, oluş ve yok oluş karşısında oluş ve yok oluşa tabi olmayışın, sınırlılık karşısında sınırsızlığın, sonluluk karşısında sonsuzluğun ve ölümlü olmanın karşısında ölümsüzlüğün hüküm sürdüğü bir düzlem esas olmalı.