Onu gitmesi için cesaretlendirebilir ama gidişini izleyemez.
Agnes geldiği yoldan, bu kez daha yavaş adımlarla, geri dönüyor. Aynı sokaklarda yürümek, yolu gerisingeri gitmek ne tuhaf; tüy kalem misali ayaklarıyla yazdıklarının, yazılı sözcüklerin üzerinden geçer, yeniden yazar, siler gibi. Ayrılıklar ne tuhaf. Aslında çok basit geliyor: Bir dakika önce, dört-beş dakika önce, kocası orada, yanındaydı, şimdiyse yok. Bir an onunla birlikteydi; sonraki an tek başına. Kendini fazla göz önünde, üşümüş gibi, soyulmuş soğan gibi hissediyor.
Az önce önünden geçtikleri, sedir talaşlarının içinde bakır tencerelerin yığılı olduğu tezgah yine orada. Demin gördükleri, iki tencereyi iki elinde tutmuş tartan, karar vermeye çalışan kadın da orada ama Agnes'ın hayatında böyle bir değişim olmuş, böyle bir dönüşüm yaşanmışken, nasıl hala orada olabilir, aynı şeyi yapmaya, tencere seçmeye nasıl devam edebilir ki? Kendi dünyası ortadan ikiye yarılmışken, işte yine aynı köpek, bir kapı aralığında uyukluyor.