Ela Rumeysa

Judith bir gün annesine eskiden ikiz olup artık olmayanlara ne dendiğini soruyor. İki kat halinde bükülmüş bir fitili eritilmiş balmumuna batırmakla meşgul olan annesi donup kalıyor ama ona bakmıyor. Evliysen, diye konuşmayı sürdürüyor Judith, ve kocan ölmüşse, dul oluyorsun. Anne babası ölen çocuklar öksüz oluyor. Benim gibilere ne deniyor ki? Bilmem, diyor annesi. Judith'in gözleri fitilin uçlarından alttaki kaba damlayan sıvıda. Belki de bir şey denmiyordur, diyor. Belki de, diyor annesi.
Sayfa 232·Kitabı okudu
Reklam
İnsan ölen çocuğunun gözlerini nasıl kapayabilir? Gözlerini kapalı tutmak için iki madeni para bulup nasıl üstlerine yerleştirebilir? Bunu kim yapabilir? Olamaz. Olmamalı.
Sayfa 208·Kitabı okudu
Ölüme "göçüp gitmek" diyen ya da "huzur içinde" ölündüğünü düşünen her kimse, diye düşünüyor Eliza, hiç ölüm görmemiştir.
Sayfa 199·Kitabı okudu
Bir kişi daha okursa, yazılanlar gerçeğe dönüşebilir, gerçekten olabilir çünkü.
Sayfa 175·Kitabı okudu
Onu gitmesi için cesaretlendirebilir ama gidişini izleyemez. Agnes geldiği yoldan, bu kez daha yavaş adımlarla, geri dönüyor. Aynı sokaklarda yürümek, yolu gerisingeri gitmek ne tuhaf; tüy kalem misali ayaklarıyla yazdıklarının, yazılı sözcüklerin üzerinden geçer, yeniden yazar, siler gibi. Ayrılıklar ne tuhaf. Aslında çok basit geliyor: Bir dakika önce, dört-beş dakika önce, kocası orada, yanındaydı, şimdiyse yok. Bir an onunla birlikteydi; sonraki an tek başına. Kendini fazla göz önünde, üşümüş gibi, soyulmuş soğan gibi hissediyor. Az önce önünden geçtikleri, sedir talaşlarının içinde bakır tencerelerin yığılı olduğu tezgah yine orada. Demin gördükleri, iki tencereyi iki elinde tutmuş tartan, karar vermeye çalışan kadın da orada ama Agnes'ın hayatında böyle bir değişim olmuş, böyle bir dönüşüm yaşanmışken, nasıl hala orada olabilir, aynı şeyi yapmaya, tencere seçmeye nasıl devam edebilir ki? Kendi dünyası ortadan ikiye yarılmışken, işte yine aynı köpek, bir kapı aralığında uyukluyor.
Sayfa 171·Kitabı okudu
Reklam