Ona doğru yürüdüm, tam önünde durdum ve bambaşka bir zorunlulukla bıçağı kalbinin üzerine sapladım.
-
Son bakış... Sanki hançer hâlâ elindeydi ve sanki onu durduracak bir söz söylemem için gözleriyle yalvarıyordu. Gözleriyle dudakları hiç aynı şeyleri söylemezdi.
-
"Şuna bak, demiştin." İşaret parmağımı kalbinden kan akan o yere batırdım.
"Canavarın da kalbi varmış"
Hikâyemiz henüz bitmedi;
"Seni son kez seviyorum baba." Gözümden bir damla yaş aktı. "Ama babam bile olsan, abime bunu yapmış birine, bayrağı ayaklar altına almış bir haine merhamet," diye fısıldadım, "önce abime, sonra da vatana ihanettir."
Ve silah patladı.
"Ellerini yıkayalım," diyebildim.
"Ellerimi yıkıyamam," dediğinde durdum, bu saatler sonra dudaklarından kayıp giden ilk cümleydi. Bana kendimi duvara toslamışım gibi hissettirmesi de cabasıydı. "Ya Yener'e son kez dokunuşumsa? Ellerimi yıkayamam."
Yener'in gülen yüzü birden donuklaştı.
Kan, beyaz kumaşın altından yukarı tıpkı mürekkebin beyaz sayfaya yayıldığı gibi yayılarak ortaya çıktı.
Simge'nin kucağındaki beyaz güller tıpkı zaman gibi yere saçıldı.
Yener, gögüsünden vurulmuştu.