Çiçek gibi bir yüz, Grek heykellerindeki gibi ufacıcık bir baş, örgülü koyu kumral saçlar... Gözler, içi tutku dolu menekşe moru birer kuyu, dudaklar birer gül yapracığı. Ben ömrümde böyle güzel şey görmemiştim.
“Sen bana Sibyl’ in karakalem bir resmini yapacaksın, Basil. Ondan bana bir iki öpüşle birkaç kırık dökük içli sözden başka bir şey daha kalsın istiyorum.”
Kendini azarlamakta da bir zevk vardır. Kendimize kabahat bulurken, başka kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir. Bizi rahatlatan günah çıkaran papaz değil, ona içimizi dökmemizdir.