Okumak mağlupların işidir!
Ben bu dünyanın düzenini değiştirecek olanım. Kahramanlarınızı öldürmeye geldim. Çünkü nerede bir kahraman varsa orada zulüm de vardır.
O iri yarı günlerin ve kasvetli gecelerin içinde, zamanın dışına sepetlendiğimizi, orada iki kişi olsak bile çoktan yapayalnız kaldığımızı biliyorduk. Karays vurmuş iki balık da bilir bunu. Çoğu zaman bilir.
Keşke belirsiz bir zaman diliminde geçen sikindirik bir masalda olsaydık da o zaman, bundan da elbet alınması gereken bir ders vardır deyip kapatabilseydik konuyu.
"Evet," dedim. "Delirdim."
"Neden?"
"Bilmiyorum. Delirdim işte Ayı Tufan Ağbi. Kötü oldu bu. Bu kadarını beklemiyordum açıkçası. Madem delirecektim, mutlu bir deli olsaydım bari."
Acı dolu bir dünyada yaşıyorduk ve bu acıların çoğunun mantıklı bir açıklaması yoktu. Kör bir boşluğa düşer gibi yaşıyorduk ve dik bir yokuşu çıkmaya benziyordu bu düşüş. Özümüzden kopmuştuk.
Her neyse, eğer bu satırları okuyorsanız, eski kız arkadaşım bu hikâyeden silinmemiş demektir. Demek ki bazı hatıralar hâlâ, kızgın tavaya damlayan sular gibi içimde cızlıyor demektir. Eğer o hatıraları yazmazsam şu an içimi yakan o cızırtılar ömür boyu yakamı da bırakmayacakmış gibi geliyor demektir. Allah hiç kimseye böyle dert vermesin demektir! Haleluya!