Bir orman yangını, her bir ağacı aynı derecede etkilemez. Örneğin Sekoya ağacı neredeyse yanmaz bir özelliğe sahiptir. Acaba kalplerimiz de Sekoya ağacı gibi olabilir mi? Mevzuyu daha da derinleştirirsek, biz insanlar sadece hayatta kalmaya çalışmaktan daha ileri bir seviyeye ulaşabilir miyiz?
Psikolojik veya duygusal bir acı hissettiğimizde, çare yerine sakinleştirici ararız. Acıyı dindirmek ve ondan kurtulmak için acımızın "pillerini çıkarmak" isteriz. Görünenin ötesine, daha derine bakıp "alarmın nedenini" yani acının asıl nedenini bulmak yerine onu uyuşturmaya çalışırız. Bu içsel arayış, doğruluk ve yürek ister ve bu, zor ve tatsız bir durumdur. Ne pahasına olursa olsun çoğumuz bundan imtina eder ve kolay olanı seçeriz, ama gelin görün ki bizi ızdırabımıza götüren şey tam da budur. Izdırap, acımızın verdiği. mesajı devamlı surette görmezden geldiğimizde yaşadığımız şeydir...
Derler ki: "Büyük lokma ye, amma büyük söz söyleme." Çünkü ağız bir kere açıldı mı, ya bir hikmeti ortaya serer ya da âlemi karıştırır. İşte biz deriz ki: "Ağzını açmadan evvel, diline hükmet; yoksa tokmak, kapıyı değil, âlemi yıkar."