Bu kadının deli olduğunu bütün dünya biliyordu. Hem de zirdeli! Ama kendi mutsuzluğu içinde kendini mutlu hissettiği de kesindi; çünkü hep gülümserken, şarkı söylerken görülürdü. Melezdi, güzel çizgileri, bembeyaz dişleri vardı. Feri kaçmış gözlerinin derinliklerinde zaman zaman, yaşamanın ve aydınlığın yarı yitik kıvılcımı şimşek gibi çakardı. Kafadan kontak olmasaydı yuvarlak çizgileriyle, sipsivri göğüsleriyle ve geniş kalçalarıyla her erkeği kendine çekerdi. Deli Lidia! Lidia işte bu görünümdeydi. Hiç kimse dokunmadı ona. Gerçi erkekler, Lidia'nın paçavralar altında gizlenmiş çekiciliği karşısında duyarsız değildiler ama onu rahat bırakıyorlardı; tıpkı bir sakat ya da körün rahat bırakması gibi.
"Deli bir kadını baştan çıkarmak uğursuzluk getirir" deniyordu.