Ah! Zavallı hırpalanmış, ezilmiş hayatlar!..
Mai bir gece ile siyah bir gece arasında geçen şu nasipsiz, bahtsız ömür!.. Bir elmas yağmuru altında gelişerek, şimdi bir siyah inci yağmurunun altında gömülen o emel çiçekleri!..
-Anne! İzin verir misin, senin dizine yatayım?.. Hani ya bir vakitler beni dizine yatırır da saçlarımı okşardın! İşte gene öyle yatayım, beni gene öyle, sanki sekiz on yaşında bir çocukmuşum gibi okşa… Ah, bilsen anneciğim! Bugün okşanmak, sevilmek için ne kadar ihtiyacım var!.. Özellikle çocuk olmak, o mutlu zamana biraz geri dönmeyi ne kadar çok istiyorum!..
İnsan kendisinin yoksulluğunu, yoksunluğunu bir zenginliğin görkemi yanında, bahtsızlığın büyük acısını bir mutluluk gösterisi karşısında daha büyük bir acıyla anlar.