Ölmek hiçbir şeydi. El Sordo'nun ne ölümle ilgili bir korkusu, ne de kafasında ölümle ilgili bir görüntü vardı. Ama yaşamak, bir tepenin yamacında rüzgarda salınan bir buğday tarlasıydı. Yaşamak gökyüzünde dolanan bir atmacaydı. Yaşamak, tahılın savrulduğu, sananların uçuştuğu harman yerinde, tozlar içinde duran toprak bir testideki suydu. Yaşamak, bacaklarının arasındaki bir attı ve bacaklarından birinin altındaki karabinaydı, bir tepeydi, bir vadiydi, vadinin uzak kıyısında, kenarında tepelerin ötesinde ağaçların uzandığı bir dereydi.