Artık yalnızdım. Arkadaşlarla anlaşamıyordum.İnsanların kaçınılmaz ikiyüzlülüğünü görüyordum. Bir gazozluk dostlar! Herkes tren yolculuğundaki süreksiz tanışıklıkla yetinir gibiydi.Çok para lafları!Hoşlanmıyordum. Belki her zaman çok param olduğu içindi. Galiba babam ,sevgisizlik borcunu bana parayla ödüyordu.
-Neden hep bacaklarımı öpüp okşuyorsun?
Babasının yüzünü görür gibi oldu."-Zehra,şu bacakların yok mu ?"Bıyıklarını buruyordu.Filmdeki kadının o korkunç sesi kulaklarında yeniden çınladı : "Babanı öldürdün ."Doğruldu.
-Çünkü senin bacaklarından korkmuyorum ,dedi.
-Anlamadım.
Fon müziği başlayınca ,ışıklar yanıncaya dek açmamak kararıyla gözlerini kapadı. Son gördüğü, sarhoş babasından dayak yiyen çocuğun perdeyi kaplayan ,gözyaşlarıyla ıslak yüzüydü. Kimden olduğunu bilemediği müzik belki de salt bu kötü film için bestelenmiş bir parçaydı.
Bahçe kapısından çıkarken sırılsıklamdı.Fırtınanın salladığı lambaların donuk aydınlığındaki kimsesiz sokak bile güzeldi.Nerdeydi insanlar?Onlar yalnız evleri yanarken dışarı uğrarlardı.Dünyanın şakırtılı yıkanışına karışmanın sevinci içinde yavaş yürüyordu. Savrulan iri damlalar yüzüne çarptıkça daha istiyordu.Bu yürek büyütücü sevinç var olmanın ,yaşamanın sevinciydi; biliyordu.