“ Kendin için dinginliği iste ve içindeki huzuru yakalamaya çalış. Diğerleri için de dua et, özellikle seni kırıp kızdıranlar için. Nefes al . Nefes al . Nefes al .”
1923 yılında Kuzey Çinde bir savaş hüküm sürmekteydi. Her savaşta olduğu gibi annelerin evlatsız, çocukların yetim kaldığı, ailelerin açlıkla ve zorlu yaşamla mücadele ettiği bu savaşta da böyleydi.
Mei Ling’in ailesi bu savaş sırasında hayatta kalmak ve geçinebilmek için kızları Jah Leh’i bir tüccara satarlar. Fakat kız, çöpçatının kendisini alacağı gün çok kötü hastalanır ve çaresiz kalan aile diğer kızları Mei Ling’in omuzlarına ağır bir yük yüklerler. Zavallı kız hiç tanımadığı, görmediği bir adamla bilmediği güneşin ardındaki topraklara ve yalanlar üzerine kurulmuş bir evlilik yaparak bambaşka bir hayata atılmaya mecbur kalır.
Mei Ling’in güneşin ardındaki topraklara giderken ki yolculuğunda ona yardımcı olan June ve üvey oğlu Bo’ya arkadaşlık eden Siew ile tanışır. Tabi bu yolculukta kendi kimliği ile değil kocasının eski eşinin kimliği ile yol alır ve haliyle her an kimliği açığa çıkacak tehlikesindedir. Mei Ling, Gemideki yaşanan tüm zorluklara rağmen kendisini kıyıdaki güzel ve rahat bir hayat umuduyla teskin etmektedir. Bu yüzden hep babaannesinin ve annesinin öğütlerini aklında tutmaktadır. Bol bol dua ve ibadet etmektedir. Ve işte o an gelir oğlu Bo ve karnındaki bebekle San Francisco’ya varırlar.
Mei Ling’i neler bekliyor? Evliliğindeki yalanları öğrenecek mi ve aynı zamanda kendi yalanlarını itiraf edebilecek mi? Kimsesiz küçük bir kız olan Siew’e ne olacak? Tekrar karşılaşacaklar mı? Ve daha fazla sorunun cevabı bu kitapta.
Ve bunu söylemeden geçemem Mei Ling ne kadar çok güçlü bir kadınsa ve bunu takdir ediyorsam kocası Kai Li de aynı şekilde takdire şayan kişilikte bir
Ama bende tuhaf bir düşünce var: Eğer bir süre bunları unutursam, daha iyi olur diyorum. Belki bir zaman sonra geçer ama şimdi aklıma geldikçe içim burkuluyor, midem bulanıyor gibi oluyor.