Türkmenlerle Osmanlı arasında bir savaş olur ve yenilgiye uğrayan Türkmen halkı; sürülmelerine ve iskan edilmelerine boyun eğmemiş,kimisinin kaçtığı kimisinin gizliden içlerine sızıp yaşamaya devam ettiği bir yörük halkıdır. Kaçanların geri döndükleri topraklarda ne ekilecek ne de artık konacakları bir yer kalmamıştır. Yaşamları giderek zorlaşan böyle bir şeyle de karşılaşan Karaçullu obasının bir inancı vardır “Hıdırellez gecesi” Bu gecede İlyas ve Hızır buluştuğunda iki yıldız doğar ve birleştiği an yeryüzüne bereket yağarmış,bunu gören kişinin ne dileği varsa kabul olurmuş.Bunun üzerine Karaçullu obası içlerinden en yaşlı olan Haydar ustayı seçer Çukurova’da kışlak Aladağ’da yaylak dilemesini isterler. Haydar Usta ve torunu Kerem yıldızların buluştuğu anı beklemeye koyulurlar. Haydar Usta, Kerem’den de aynı şeyi dilemesini ister fakat Kerem bir şahine sahip olmayı diler.
Ve sonrasında olanlar olur… Haydar Usta öyle bir kılıç yapacaktır ki hangi paşa hangi bey görse onlara konaklayacakları bir toprak verecektir. Yörükler, umutları ceplerinde her yeri dolaşırlar ve gittikleri yerlerde şiddet, dışlanma görürler. Ve bu sırada , Karaçullu obasının beyi Halil köyü yakar dağlara kaçar. Çünkü bu haksızlığa boyun eğmek istemez. Oba beysiz de kalınca Ceren’i zorla evlendirmeye kalkarlar ki o boya bir toprak verilsin ve yaşayabilsinler diye. Fakat Ceren öyle güzel bir kızdır ki kitapta şöyle tasvir edilmiştir:
“Hele Ceren’e Ceren’e , kurban olayım verene. Ak başörtüler, kınalı saçlar, yeşil uysal iri gözler, dal, sırmalı fesler, al yanaklar, büzülmüş ağızlar, kalın, biçimli kırmızı dudaklar…” :) bu güzel kızımız Halil’e sevdalıdır. Onun kanlı gömleğini görünce yaşayan bir ölüye dönmüştür. Obasının tüm ısrarlarına rağmen Oktay ile evlenmek istememiştir. Ceren’in rızası