ELİF

ELİF
@Elif_BARUG
Matematik Öğretmeni
30 okur puanı
Ekim 2024 tarihinde katıldı
Puan vermedi
“ Daha kötü ne olabilirdi ki? Sonra daha kötü bir şey olduğunu fark ettim: asla sahip olamayacağım bir adama aşık olmak. Kimsesiz kalmak.” #kitapalıntıları #kitapyorumu Geçmişte Juliet, 1939’lu yıllarda teyzesi ile birlikte Venedik’e gelmiştir. Bir gün gezmek için dışarı çıktığında suda bir ses duyar ve suya atlar poşetin içinde kedi yavrularını görür ve kurtarmak için suyun içinde bocalarken tesadüfen Leo isimli kişi Juliet’i ve yavruları sudan çıkarır ve birbirleriyle tanışır ve etkilenirler. Juliet’in Hortensia teyzesi aşırı kuralcı ve baskıcı biridir. Yani Venedik’te bekar bir kadının genç bir adamla dolaşması görüşmesi hoş karşılanmamaktadır. Bu yüzden teyzesi çok uyarır ta ki birinin gelip Juliet ile genç adamı gördüğünü söyleyene değin. Bu kez teyzesi apar topar Venedik’ten dönmeye karar verir. Evine dönen Juliet birkaç zaman sonra resim öğretmeni olarak Venedik’e bir kız grubuyla gelir ve bir sergide tekrar görmek istediği ama karşılaşmalarının imkansız olduğunu düşündüğü ve aşık olduğu adamı yani Leo’yu görür. Tabii ki aşkları karşılıklıdır birbirlerini görmelerine çok sevinen bu iki çift bir akşam yemeği ile birbirlerinden bağımsız olan ama yine de ikisini yeniden bir araya getiren hayatlarının ne şekil aldığını konuşmaya başlarlar… Şimdi de, 2001 yılında evliliği sona eren ve oğlundan koparılan Caroline Grant, bunların üzerine teyzesi Lettie’yi kaybeder. Fakat teyzesi ölmeden önce ona bir şeyler anlatmaya çalışmış bir türlü tamamen anlatamamış ve son nefesini vermiştir. Caroline, elinde üç anahtarla beraber Venedik’e teyzesinin küllerini dökmek için ve biraz kafa dağıtmak için gittiğini düşünse de içinde bir yerlerde net bir şey “kendisine Venedik’te gizemli bir miras kalmıştır.” Birbirine aşık iki gencin hayatı nasıl olacak? Kavuşabilecekler mi?
Üç AnahtarRhys Bowen · Arkadya Yayınları · 2024356 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi
“ Kendin için dinginliği iste ve içindeki huzuru yakalamaya çalış. Diğerleri için de dua et, özellikle seni kırıp kızdıranlar için. Nefes al . Nefes al . Nefes al .” 1923 yılında Kuzey Çinde bir savaş hüküm sürmekteydi. Her savaşta olduğu gibi annelerin evlatsız, çocukların yetim kaldığı, ailelerin açlıkla ve zorlu yaşamla mücadele ettiği bu savaşta da böyleydi. Mei Ling’in ailesi bu savaş sırasında hayatta kalmak ve geçinebilmek için kızları Jah Leh’i bir tüccara satarlar. Fakat kız, çöpçatının kendisini alacağı gün çok kötü hastalanır ve çaresiz kalan aile diğer kızları Mei Ling’in omuzlarına ağır bir yük yüklerler. Zavallı kız hiç tanımadığı, görmediği bir adamla bilmediği güneşin ardındaki topraklara ve yalanlar üzerine kurulmuş bir evlilik yaparak bambaşka bir hayata atılmaya mecbur kalır. Mei Ling’in güneşin ardındaki topraklara giderken ki yolculuğunda ona yardımcı olan June ve üvey oğlu Bo’ya arkadaşlık eden Siew ile tanışır. Tabi bu yolculukta kendi kimliği ile değil kocasının eski eşinin kimliği ile yol alır ve haliyle her an kimliği açığa çıkacak tehlikesindedir. Mei Ling, Gemideki yaşanan tüm zorluklara rağmen kendisini kıyıdaki güzel ve rahat bir hayat umuduyla teskin etmektedir. Bu yüzden hep babaannesinin ve annesinin öğütlerini aklında tutmaktadır. Bol bol dua ve ibadet etmektedir. Ve işte o an gelir oğlu Bo ve karnındaki bebekle San Francisco’ya varırlar. Mei Ling’i neler bekliyor? Evliliğindeki yalanları öğrenecek mi ve aynı zamanda kendi yalanlarını itiraf edebilecek mi? Kimsesiz küçük bir kız olan Siew’e ne olacak? Tekrar karşılaşacaklar mı? Ve daha fazla sorunun cevabı bu kitapta. Ve bunu söylemeden geçemem Mei Ling ne kadar çok güçlü bir kadınsa ve bunu takdir ediyorsam kocası Kai Li de aynı şekilde takdire şayan kişilikte bir
Güneşin Ardındaki TopraklarLaila İbrahim · Arkadya Yayınları · 2019427 okunma
Puan vermedi
Pakistan’ın bir köyünde yaşayan 12 yaşında ve ailenin en büyük çocuğu olan Emel kitabımızın ana karakteridir. Emel’in annesi doğum yaptıktan sonra ev işleri ve kardeşleriyle ilgilenmek zorunda kalınca okula gidememiştir fakat emel okulunu öyle çok seviyordur ki hatta kitap okumayı çok çok seviyordur bunun için her gün annesinin eski sağlığına kavuşmasını dilemiştir çünkü doğum yapan annesi bir türlü toparlaamaz ve tüm ev işleri Emel’e kalmıştır. Köylülerin korktuğu ve bir çoğunun ona borcu olduğu Cevat Bey, köylüleri kendine borçlandırıp onlara dilediğini yaptıran zalim bir beydir. Kendisine kötü laf söyleyenleri bile perişan eden kötü bir adamdır. Bir gün pazarda hiç tanımadığı bilmediği bir adama sadece bir nar için gibi görünse de aslında güçsüz hissetmekten yorgun düştüğü için kafa tutan ve eline narını alıp eve doğru koşan Emel, kafa tuttuğu adamın Cevat bey olduğunu bilmemektedir. evet sadece bir nar yüzünden hayatı değişen Emel’in cesaretine, güçlü duruşuna hayran olacaksınız. Bu kitaptan; kendini herkesten ve her şeyden üstün gören sözde büyük insanları yok eden şeyin kendi gafletleri olduğunu, cesaretin her zaman kazandığını ve umudun içimizde bir yerlerde var olduğunu hissedince aslında bir şeyleri başarabilmenin hiç de zor olmadığını öğrendim. Çok sıcak sade gayet akıcı bir hikaye kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Yazarın da notunda belirttiği gibi umudum, bu hikayenin dünyanın dört bir yanındaki cesur kızların üzerine bir ışık olması. Herkese keyifli okumalar dilerim
Okumak İstiyorumAisha Saeed · Beyaz Balina Yayınları · 2019614 okunma
Puan vermedi
Türkmenlerle Osmanlı arasında bir savaş olur ve yenilgiye uğrayan Türkmen halkı; sürülmelerine ve iskan edilmelerine boyun eğmemiş,kimisinin kaçtığı kimisinin gizliden içlerine sızıp yaşamaya devam ettiği bir yörük halkıdır. Kaçanların geri döndükleri topraklarda ne ekilecek ne de artık konacakları bir yer kalmamıştır. Yaşamları giderek zorlaşan böyle bir şeyle de karşılaşan Karaçullu obasının bir inancı vardır “Hıdırellez gecesi” Bu gecede İlyas ve Hızır buluştuğunda iki yıldız doğar ve birleştiği an yeryüzüne bereket yağarmış,bunu gören kişinin ne dileği varsa kabul olurmuş.Bunun üzerine Karaçullu obası içlerinden en yaşlı olan Haydar ustayı seçer Çukurova’da kışlak Aladağ’da yaylak dilemesini isterler. Haydar Usta ve torunu Kerem yıldızların buluştuğu anı beklemeye koyulurlar. Haydar Usta, Kerem’den de aynı şeyi dilemesini ister fakat Kerem bir şahine sahip olmayı diler. Ve sonrasında olanlar olur… Haydar Usta öyle bir kılıç yapacaktır ki hangi paşa hangi bey görse onlara konaklayacakları bir toprak verecektir. Yörükler, umutları ceplerinde her yeri dolaşırlar ve gittikleri yerlerde şiddet, dışlanma görürler. Ve bu sırada , Karaçullu obasının beyi Halil köyü yakar dağlara kaçar. Çünkü bu haksızlığa boyun eğmek istemez. Oba beysiz de kalınca Ceren’i zorla evlendirmeye kalkarlar ki o boya bir toprak verilsin ve yaşayabilsinler diye. Fakat Ceren öyle güzel bir kızdır ki kitapta şöyle tasvir edilmiştir: “Hele Ceren’e Ceren’e , kurban olayım verene. Ak başörtüler, kınalı saçlar, yeşil uysal iri gözler, dal, sırmalı fesler, al yanaklar, büzülmüş ağızlar, kalın, biçimli kırmızı dudaklar…” :) bu güzel kızımız Halil’e sevdalıdır. Onun kanlı gömleğini görünce yaşayan bir ölüye dönmüştür. Obasının tüm ısrarlarına rağmen Oktay ile evlenmek istememiştir. Ceren’in rızası
Binboğalar EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20206,7bin okunma
Puan vermedi
Bir adam düşünün , annesinin ölüm haberini aldığı andan cenaze törenine kadar tek damla gözyaşı dökmeyen; aşk hayatının olmadığı daha doğrusu aşkın ve sevginin bir anlamı olmadığını; arkadaş ilişkilerinin hiçbir duygu barındırmadığı; herhangi bir insanı, bir duyguyu ya da bir şeyleri yüceltmeyen -olsa da olur olmasa da olur- umursamaz davranan öyle ki Tanrı’yla bir ilişkisi dahi olmayan karakterde biridir. Hayatındaki her şeyi duygulardan arınmış ve çıplak bir şekilde gören bu adamın yaşantısının kitapta annesinin özelliklerinden hiç bahsedilmemesine rağmen annesiyle olan ilişkisinden mütevellit olduğunu çok net göreceğiniz bir romandır. Meursalt, bir cinayete karışır. ( ne cinayeti olduğunu söylemiyorum okuduğunuz da göreceksiniz.) Bu cinayet davasında yargılanırken de “neden annesinin cenazesinde ağlamadığı” sorgulanır. Meursalt, kız arkadaşı Marie’nin “ beni seviyor musun?Evlenelim mi?” Sorusuna “ sevdiğimi sanmıyorum.” Deyip “ ama istersen evlenebiliriz.” Diyen yani karşıdaki kişi bir şey istediğinde fark etmez istersen yapalım” diyen kişilikte biri olduğu için ara ara sizi sinir edecek bir karakter. Bazen “ lan oğlum sen ne biçim insansın bir konu hakkında bir fikrin bir isteğin olsun bu ne böyle her şeyi fark etmez fark etmez in misin cin misin?” Diyeceksiniz. Çünkü gerçekten böyle bir insanın her şeye ama her şeye hiç gözüyle bakması gıcık bir şey :) Aslında her şey annesinin ölüm haberini aldıktan ve bir cinayete karıştıktan sonra daha da ANLAŞILIR bir vaziyet alıyor. Albert Camus, anlattığı bu hikayeyle aslında dönemin toplum yapısını, yine dönemin hukuk yapısını, savcısından yargıcına kadar bahsettiği bir eserdi. Yazardan okuduğum ilk kitap ve ben gerçekten beğendim okumak isteyenlere tavsiyemdir.
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma