“Kaderini sev” demek olanı olduğu gibi kabul et, başına ne gelirse kabullen ve hiçbir şeye sesini çıkarma anlamına mı gelir? Ya kaderimizde başımıza gelenleri araştırmak, nedenleri öğrenmek ve onları değiştirmek yazılıysa? Kader zorunlu bir kabullenişin çok ötesinde aslında zorunlu bir mücadele, ayağa kalkma ve direnmenin aslında ta kendisiyse?
Ve o gün bir şey fark ederiz: “Ben tek başıma da çokluğum. Ben tek başıma da kalabalık ve kendime dostum.” İşte bu fark edişten sonra asıl sevmelerimizi, asıl aşklarımızı yaşamaya başlarız. Kendimizi sevdikten sonra bir başkasına ihtiyacımız olduğu için değil, onu gerçekten sevdiğimiz için hayatımıza dahil ederiz. Ve dahil oluruz onun hayatına. Yalnız kalmaktan korktuğumuz için değil.
En yüksek kulelerin temelleri yerin metrelerce altına gömülmüştür. Yükselmek için, bulutlara ve yıldızlara erişmek için köklerimizi en dibe daldırmalıyız.