Osmanlı borç içinde yüzerken padişahların ihtişam içinde yüzdüğünü, Abdülhamid'in kızına yaptığı o meşhur düğünü Avrupa'da ona,"Sattığı toprağın parasıyla kızına düğün yapan padişah" dendiğini,Rothschild'lerden alınan borçları ve takılan nişanları, Siyonizm'in kurucusu Theodor Herzl'e pazarlıklarını ve tanıdığı imtiyazları,Osmanlı'nın iki sultanına takılan (Sultan Abdülaziz'e ve Abdülmecid'e) dizbağı nişanıyla Hıristiyanlığa hizmetle yükümlü Garter Şövalyeleri örgütüne kattığını bir solukta sıraladıktan sonra konuşma hızını yavaşlattı ve devamındaki iki cümleyi tane tane söyledi: "Hatta Kıbrıs'ı da İngilizlere sattığı da bilinsin öyleyse. İtibardan tasarruf etmeyen padişahlar ülkesini topraklarından ediyor."
Bebeği ilk babam almış ya kucağına, aileye, 'Bembeyaz, süt kokan, güzeller güzeli bir kızımız oldu' müjdesini babam vermiş diye adını babamın korumasını istemişler.O da 'Galatea' demiş,'süt beyazı '.Anavatanda da vardır Galata. Adının o bölgede otlayan keçilerin, koyunların sütünün bolluğundan geldiği söylenir.
Ama ne yaparsınız ki olayların farkında olduğunu düşünen bir avuç insandık işte.Dolayısıyla sohbetlerin kapanış cümleleri de hep benzer olurdu. Sorun insanın soyu değildi, huyuydu. Rum, Yunan ya da Türk değil, insandı... Zira hazımsız politikacılar önce merhametini kaybediyor sonra insanlığını. İnsanlığın kaybolduğu yerdeyse ne adalet oluyor ne de huzur...