Elif Kaya

Elif Kaya
@Eliffirat
İspanyol Dili ve Edebiyatı-Ankara Üni/DTCF
54 okur puanı
Ekim 2019 tarihinde katıldı
Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.
9/10
·208 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 14:59
Babasının uzun hastalık sürecinden sonraki kaybı üzerine yazdığı bir veda, yas ve ayrılık kitabı diyebiliriz. Eğer yazarla ilk kez bu kitap vesilesiyle tanışıyorsanız, öncelikle şunu belirtmek isterim: Gospodinov sadece bu kitapla değerlendirilemeyecek bir yazar. Çünkü bundan önceki eserlerinin bambaşka, çok katmanlı bir tarzı var. Benim için Gospodinov her şeyden önce bir şair, bir dil ustası. Onu okumak bana her zaman ayrı bir keyif veriyor; "ne yazsa okurum" diyebileceğim nadir yazarlardan biri. Bahçıvan ve Ölüm’de yazar, babasının son bir ayında onun yanında kalırken tuttuğu not defterindeki duyguları, geçmişten anımsadığı hikayeleri fısıldıyor bize. Öyle çabasız, öyle zorlamasız ve dümdüz ama bir o kadar da duygusal yoğunluğu yüksek bir kitap ki... Üstelik kendi içinde çok dozunda, ince bir ironisi de var. Ölüm ve ayrılık üzerine kurduğu metaforlar tek kelimeyle harika. Şimdi merakla, bir sonraki kitabın nasıl olacağını bekleyeceğim.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·88 syf.··
2026 19. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 22:45
Netflix’te filmini izleyip çok etkilendiğim ve kitap uyarlaması olduğunu görür görmez büyük bir heyecanla aldığım bir eser oldu Tren Düşleri. İyi ki de önce filmini izlemişim diyorum çünkü kitabı okurken zihnimde sinematik bir kasvet ve o sinemadan kalan ağır hisler bana eşlik etti. Denis Johnson, incecik bir kitabın içine koca bir yüzyılı ve bir insanın upuzun, sessiz trajedisini sığdırarak edebiyatın nasıl bir büyü olduğunu kanıtlıyor. Hem vahşi doğanın ortasında yapayalnız kalan hem de geçmişin peşini bırakmayan hayaletleriyle yaşayan Robert Grainier’ın hikayesi. Ajitasyondan uzak, son derece duru ama bir o kadar da ağır bir dille yazılmış; beni çok yaralayan, incecik ama bi o kadar da dolu bir kitap. Okuyup bitirdikten sonra bile o ağır kasvet ve yalnızlık hissi uzun süre yakanızı bırakmıyor. Kelimelerin ağırlığını hissetmek isteyen her okurun mutlaka uğraması gereken bir durak.
Tren DüşleriDenis Johnson · Holden Kitap · 2025268 okunma
9/10
·309 syf.··
2026 18. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 09:12
Annem Öldü mü’deki o sessiz, tek taraflı anne-kız hesaplaşmasından sonra, Miras ile bu kez kolektif bir inkarın ve çürümenin tam ortasına düşüyoruz. Hjorth, meseleyi sadece bir mülk paylaşımı davası olarak ele almıyor, mülkiyetin ötesinde "hakikatin mülkiyetini" kimin elinde tutacağını deşiyor. Bir yanda çocukluk travmasının ağırlığı altında ezilen ve sadece adalet ve görülmek isteyen Bergljot; diğer yanda ise konfor alanlarını, o yapay aile tablosunu bozmamak için ortak bir yalan etrafında birleşen kardeşler ve anne... Kitapta kardeşler arasında örülen o pasif-agresif duvar, içten içe büyüyen haset ve ikiyüzlülük çok güzel anlatılmış. En az bunun kadar rahatsız edici olan bir diğer dinamik ise anne ile kız arasındaki o karanlık, adeta babanın sevgisi/gölgesi üzerinden yürüyen rekabet duygusu. Hjorth, aile bağlarının o sevgi dolu maskesini indirip altındaki ilkel ve bencil dürtüleri gösterirken canımızı acıtıyor; çünkü biliyoruz ki tüm bu patolojik ilişkilerin gerçek hayatta fazlasıyla karşılığı var. "Sorun sadece haksızlığa uğramış olmak değil, uğradığın haksızlığın aile antlaşması gereği yok sayılmasıdır." İnsanı yaralayan şey sadece geçmişte yaşananlar değil; o travmanın en yakınları tarafından önemsizleştirilmesi, mağdurun suçlu ilan edilmesi ve sırf düzen bozulmasın diye kolektif bir delirtme mekanizmasının işletilmesi. Aile, sığındığımız güvenli bir liman mıdır, yoksa bireyin kendi hakikatini inşa edebilmek için ilk önce özgürleşmesi, gerekirse arkasına bakmadan kaçması gereken bir pranga mı? Kritik bir not ve uyarı: Miras, çekirdeğinde aile içi istismar ve ensest travmasını barındıran bir roman. Hjorth bunu dramatik bir ajitasyonla yapmıyor. Geçmişinde benzer taciz, istismar veya ağır aile içi şiddet öyküsü olan okurlar için fazlasıyla tetikleyici sahneler
MirasVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20216,5bin okunma
7/10
·274 syf.··
2026 17. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 19:02
Son zamanlarda farkında olmadan hep benzer temalı kitapların içinde buldum kendimi; sanki görünmez bir el beni hep aynı sulara çekiyormuş gibi. Penelope Lively’nin Ay Kırıkları da bu serinin üzerine geldi ama iyi ki de geldi. Kitabın Türkçe baskısının kapağı gerçekten korkunç yani normalde gerçekten elim gitmezdi bu kitabı almaya. Ama işte o rüküş kaplamanın altında öyle bir deha yatıyor ki, kapağa küsüp içeriği ıskalamak büyük kayıp olur. Romanın asıl meselesi, tam da benim en sevdiğim o can alıcı noktada düğümleniyor. Hakikat dediğimiz şeyin tek bir yüzü yok. Lively öyle bir teknik kurmuş ki; aynı sahneyi bazen farklı karakterlerin gözünden izliyoruz. Bu anlatım bize gerçeğin mutlak bir doğru olmadığını, her hatıranın aslında zihnimizde kendi ellerimizle yarattığımız bir kurgu olduğunu kanıtlıyor. Claudia Hampton’ın ölüm döşeğinde bir "dünya tarihi" yazmaya kalkışması aslında çok ironik. Lively, bireysel belleğin o devasa tarihle nasıl çarpıştığını gösterirken, hepimizin kendi hayatımızı birer hikaye anlatıcısı gibi kurguladığımızı yüzümüze vuruyor. Birinin büyük bir aşk veya zafer olarak hatırladığı an, bir diğerinin perspektifinde bambaşka bir kırgınlığa ya da sıradanlığa dönüşebiliyor. O "Moon Tiger" tütsüsünün dumanı gibi, anılar da zihnimizde süzülürken sürekli şekil değiştiriyor. Lively bizi parçalanmış bir aynanın karşısına oturtuyor; her parçada farklı bir yansıma var ve hiçbiri diğeriyle tam olarak örtüşmüyor. Sonunda anlıyoruz ki tarih; sadece savaşlardan veya önemli tarihlerden ibaret değil, her birimizin kendi zihninde her gün yeniden inşa ettiği o çok sesli, parçalı ve büyüleyici bir illüzyon. Hayat sadece hatırlandığı an bir anlam kazanıyorsa, Ay Kırıkları bu anlamın ne kadar kırılgan ve öznel olduğunun en zarif kanıtı.
Ay KırıklarıPenelope Lively · Everest Yayınları · 2012106 okunma
“Geçmiş, yabancı bir ülkedir”
9/10
·296 syf.··
2026 16. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 13:34
Georgi Gospodinov, modern edebiyatın en büyük boşluk doldurucularından biri. Zaman Sığınağı'nda bizi Gaustine adında gizemli bir karakterle tanıştırıyor. Gaustine, geçmişe sığınmak isteyenler için Zürih’te bir klinik açıyor: Her katın farklı bir on yıla (1960'lar, 70'ler, 80'ler) göre tasarlandığı, hastaların anılarında kaybolmasına izin veren bir bellek kliniği. Ancak bu masum tedavi yöntemi, kısa sürede bireysel bir şifadan toplumsal bir salgına, tüm Avrupa’nın hangi on yılda yaşayacağına karar vermek için referandumlara gittiği politik bir distopyaya dönüşüyor. Zamanın Bir Tuzak Olduğu O An Kitabın en sarsıcı tarafı, "geçmişin bir sığınak değil, bir hapishane" olabileceğini göstermesi. Gospodinov, nostaljinin bir uyuşturucu olduğunu ve toplumların gelecekten umudu kestiğinde geçmişin tozlu raflarına nasıl hunharca saldırdığını anlatıyor. "Geçmişten ne kadar çok şey hatırlarsan, o kadar az şimdiki zamanın olur," cümlesi aslında tüm kitabın özeti gibi. Gospodinov bu metni inşa ederken edebiyat tarihinin devleriyle omuz omuza yürüyor :Marcel Proust, Borges, Thomas Mann, Virginia Woolf. Eğer yolunuz daha önce Woolf, Borges veya Proust’un satırlarından geçtiyse Gospodinov’un bu melankolik kurgusu size yabancı bir ülke değil, çoktan bildiğiniz bir ev gibi hissettirecek.
Zaman SığınağıGeorgi Gospodinov · Metis Yayıncılık · 01,701 okunma