"ben ruhi bey, mutlu olan ruhi bey
ölümü gömdüm, geliyorum
bir sonbahar günüydü, geliyorum
güneşler buz gibiydi, geliyorum
ve bütün kötülükler
ölümün armaları gibiydi
size anlatırım, geliyorum
hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum
havuzun kırık taşlarını -siz bilmezsiniz-
limonluğu ve kırmızı konağı -siz bilmezsiniz-
aynalarda kendini seven ruhi beyi -siz bilmezsiniz-
ve bildiğiniz ruhi beyi - ya da pek bilmediğiniz-
gömdüm ben geliyorum."
"bu çevrede herkes onu tanır
bana sorarsanız tanımaz
şöyle ki, bir ayakkabı çivisi gibi kendine batar
şarabıyla batar, uykusuzluğuyla batar
gülmesi hüznüne
konuşması susmasına batar"
"bugün de erkencisiniz ruhi bey
şarapla bira mı içiyorsunuz ruhi bey
böyle sabah sabah ruhi bey
akşam akşam ruhi bey
akşam sabah ruhi bey
cigara alır mıydınız ruhi bey
yakalım ruhi bey,yakalım"
"nerdeyim
kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim
para bozduranların az çok bildiği
adres soranların gene bildiği
bir sokakta bir aşağı bir yukarı
saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği
amansız bir güceniğim."