Oysa hayat naz maz tanımıyordu. Kendimden biliyordum. Hayat hiç beklemediğin anda öyle bir kafa atardı ki ağzın burnun dağılırdı. O zaman anlardın işte büyümek neymiş. Nasıl acı ve erken bir şeymiş.
İnsanların bulundukları geçici mekanlara bu kadar çabuk alışmalarına kendini de ayrı tutmadan şaştı. Bir yer’li olmak sudaki halkalar gibi genişliyordu; bizim sokak, bizim apartman, bizim mahalle, bizim şehir, bizim ülke.
İşini iyi yapan, iyi yaparken çok sıkılan ama yine de belirlenmiş hedeflere ulaşmadan hayatını değiştirmeyi düşünmeyen insan. Yolun bir kısmı katedildiğine göre geri dönmek zarar getirirdi artık.
Anneler gereklidir, diye düşündü. Hava gibi su gibi... Kağıttan anneler bile hiç yoktan iyidir. Hatta hayali anneler bile... Anne insanın kalbini koyabileceği bir yerdir. Nefesleneceği bir duraktır.