Bu kitabın vermek istediği mesajı ve ele aldığı konuyu sevsem de, yazarın zihnindeki kurguyu metne yeterince aktaramadığını düşünüyorum. Sayfalar arasında o kadar hazırlıksız duygu geçişleri var ki, okur olarak karakteri tanıyıp anlamak şöyle dursun, bağ kurmak dahi zorlaşıyor. Aslında konusu güçlü bir psikolojik derinlik vaat ediyor, başlarda aidiyet duygusuna, yalnızlığa vurgu yaparak bu derinliği hissettirse de sayfalar ilerledikçe
dil yavanlaşıyor, ani duygu değişimleri okuyucuyu afallatıyor.
Bu duygu uçurumlarını somutlaştırabilmek adına, kitabın içeriğine değinmem gerekiyor. Bu nedenle ilk kez spoiler içeren bir inceleme kaleme alıyorum.
Kitap kocasının ölümünden sonra yas duygusuyla başa çıkmaya çalışan Türkan'ın iç dünyasına kapı aralıyor. İnsanlara olan tavrı mesafeli, öyle sıcakkanlı, konuşkan biri değil, duygularını ulu orta koyveren biri de değil. Çünkü Türkan, küçük yaşta annesini kaybeder ve çocuğu olmayan teyzesine evlatlık verilir. Baba yeniden evlenir ve yokluğundan neredeyse hiç bahsedilmez. Türkan, teyzesinin evinde sevgiyle ama mesafeyle büyür; çocukluktan gelen bir yere ait olamama hissi çocukluğundan itibaren karakterin temel duygusuna dönüşür. Evlendikten sonra da umduğunu bulamaz çünkü eşinin ikinci evliliğidir ve aralarındaki ilişkinin tuhaflığını hala anlamış değilim ama yazar bir yerde şöyle ifade ediyor;
"ertelenmiş kavuşmamızın sarhoş edici saadetiyle, evliliğimizde belki başka bir kadının itiraz edeceği durumları kurcalamamış önüme konanı her şeyin üzerine örten bir şükür duygusuyla kucaklamıştım."
Kocasının kızkardeşi Ayşe'yle de soğuk bir ilişkisi var ve şöyle tanımlıyor; "abisinin sağlığında o kadar da yakın değildik ama şimdi ben yalnız kalınca merak ediyor olmalı iki günde bir arıyor." Soğuk bir ilişkisi olduğunu yaptıkları