Fethiye ÖZEREN

Zaman bizim için algıladığımız gibi doğrusal işlemiyor, her şey eş zamanlı gerçekleşiyor. Demek ki geçmiş, şu saniyede vuku buluyor. Aynı, şimdiki zaman ve gelecek gibi .
Alıntı
Reklam
Deney serisi sırasında HeartMath Enstitüsü bir adım daha ileriye gidip insan plasentasındaki DNA'nın tepkilerini inceledi. DNA'nın en saf hali orada bulunuyordu. Bunun için deney tüplerine plasentadan alınan 28 tane DNA konuldu ve güçlü duygular hissetmeye odaklanan 28 araştırmacıya verildi." Bu deney aynı zamanda DNA'nın araştırmacıların duygu- larına göre farklı şekilde değişikliğe uğradığını da gösterdi: Eğer araştırmacılar minnet, sevgi ya da şükran hissediyorsa DNA da bu durumda gevşiyor, yani DNA'nın bağları açılıp daha uzun hale geliyordu. Tam tersine araştırmacılar tatmin sizlik, korku, öfke ya da stres gibi duygular hissettiğinde DNA kısalıyor, hatta kodlar arasındaki bağlar bile kopuyordu! DNA olumsuz duygulara küçülerek tepki veriyordu.
Sayfa 36·Kitabı okuyor
Alıntı
Kalbimiz, tüm inançlarımızı ve hislerimizi elektromanyetik dalgalarla titreşimlere dönüştüren bir araç gibi çalışır. Ve bu elektromanyetik dalgalar sadece bedenimizle sınırlı değildir; tüm çevremize ulaşır ve etrafımızı saran her şeyle etkileşime girer. Kalbimiz tüm inançları, fikirleri ve duyguları titreşimler ile dalgalardan oluşan başka bir dile çevirir ve bunları yayar. Kalbimizden yayılan elektromanyetik dalgalar sayesinde inançlarımız fiziksel dünyayla etkileşime geçer. HeartMath Enstitüsü'nün araştırmaları bu yayılan enerjinin yoğunluğunu göstermiştir. Kalp atışının elektriksel yoğunluğu (Elektrokardiyografi- EKG) beynin elektriksel yoğunluğundan (Elektroensefa- lografi-EEG) 60 kat fazladır. Kalbin manyetik alanı beyninkinden 5000 kat daha güçlüdür.
Sayfa 22·Kitabı okuyor
Alıntı

Fethiye ÖZEREN

, bir kitabı okumaya başladı
Pierre Franckh
7.5/10 · 25,9bin okunma
Dedikodu sıkça kötülenen ama aslın da kalabalık gruplar halinde işbirliği yapabilmenin de temelini oluşturan bir beceridir. Modern Sapiens'in yaklaşık 70 bin yıl önce edindiği yeni dil becerisi, ona saatlerce dedikodu yapabilme şansı verdi; kime güvenilebileceğine dair bilgi, küçük grupların daha büyük gruplara dönüşmesine, dolayısıyla da Sapiens'in daha sıkı ve karmaşık işbirliği yöntemleri geliştirmesine yol açtı. Dedikodu teorisi ilk başta şaka gibi gelebilir ama pek çok çalışma bunu destekliyor. Bugün bile insanlar arasındaki iletişimin büyük bölümü, ister e-posta ister telefon konuşması veya gazete sütunları olsun, dedikodudan oluşur. Bu durum bize o kadar doğal gelir ki, sanki dilimiz özellikle bu amaç için evrimleşmiş gibidir. Yoksa siz tarih profesörlerinin öğlen yemeğinde Birinci Dünya Savaşı'nın sebeplerini tartıştığını veya nükleer fizikçilerin akademik konferansların kahve molasında zerreciklerden bahsettiklerini mi düşünüyorsunuz? Belki bazen öyledir..
Alıntı
Reklam