Kutsallık ve soyluluk, seçilmiş üç-beş kişiye mi vergiydi yalnız? Peki ama, madem ben seçilmiş bir kişi değildim, neden o zaman güzel ve soylunun peşinde koşma içgüdüsü doğuştan ruhuma yerleştirildi?
Bende bulunmayan bir güçle donatılmışlardı da, bu güç onları benim gibi ikide bir gökyüzünden gündelik yaşama, yücelerden yetersizlik ve bayağılıkların kucağına yuvarlamaktan esirgiyor muydu?
Büyüklerinki de dahil olmak üzere sürekli alışkanlık kokuyordu yaşam, her şey kepazelik ve bayağılıkların zaferi kazanmasını sağlayacak gibi düzenlenmişti…
Oysa ben hep dışarıdaydım, hep kıyıda kenarda kalacaktım; tek başıma, güven duygusundan uzak, içi sezgilerle dolu ve bir kesinlikten yoksun yaşayıp gidecektim hep.