Golyadkin ve Petruşka (uşak) arasında geçen konuşmanın , beni en çok duygulandırdığı bölüm:
- Aramızdaki her şey bittiğine göre bana açıkça , dostça nerede olduğunu söyler misin .
-Nerede miyim? İyi insanların arasındayım.
-Biliyorum evladım , biliyorum. Senden hiç şikayetim olamadı ve senin için bir referans mektubu yazacağım... İyi insanlarla neler yapıyorsun?
-Neden sordunuz beyim? Sizde bilirsiniz. İyi insanlardan kötülük gelmez.
-Biliyorum evladım, biliyorum. Bugünlerde pek iyi insan kalmadı; onların kıymetini bil. Neyse nasıllar iyiler mi?
'Peki kaçarsak ne olur? İlk olarak hanımefendi, güzel leydim, kaçıp gitmenize izin vermezler, peşinize düşerler ve sizi manastıra kapatırlar. Sonra ne olur hanımefendi? Sonra benim ne yapmamı emredersiniz? Kötü Alman yazarlarını ve şairlerinin izinden gelip, bazı aptal romanlarda olduğu gibi manastırın karşısındaki tepeye çıkmamı ve manastır hapishanenizin soğuk durvarlarına bakarak ağlamamı, sonunda da ölmemi mi emredersiniz? İstediğiniz bu mu hanımefendi? Birincisi size dostça şunu şunu söyleyeyim , bu işler böyle olmuyor, ikincisi hem size hem de okumanız için Fransız kitapları veren ailenize güzel bir sopa çekmek lazım; çünkü Fransız kitapları iyi şeyler öğretmez. Onlarda zehir... tehlikeli bir zehir vardır hanımefendi. '