Müziği 'canlı' dinleyememenin sıkıntısını ezelden beri çektiğimden, bu keyfin, bulunmazlığı ölçüsünde artan değerini gayet iyi biliyor, böyle dinletilere gidebilmek uğruna her yolu deniyordum..
Opera kişilerinin neden şarkı söylemek zorunda olduğunu halen anlayabilmiş olmamakla birlikte, Kahire sahnesinde gördüğüm ilk andan itibaren bu gizemin büyüsüne fena halde kendimi kaptırmıştım...
kadının sakız gibi uzayan tek perdeden melankolisi, dermansız hüznüyle benim için bir kâbusa dönüşen tekdüze icrası, geçmek bilmez bir mide spazmıyla kıvranan birinin ağlanıp sızlanmasını andırıyordu daha çok." (Ümmü Gülsüm konseri hakkında)
Canlı izlediğim ilk opera, Giordano’nun on iki yaşımda gördüğüm André Chenier’siydi. Sonuna kadar şarkı mı söyleyecekler yoksa arada konuşmalar da olacak mı diye sorduğumu anımsıyorum babama...
Jean Babilée ve Nathalie Philliport kadar etkilendiğim bir başka isim daha varsa o da bütün filmlerini gördüğüm Cyd Charisse idi: Dans denen şey, ancak sahnedeki ya da perdedeki kişi üzerinden gizlice yaşanabilecek görkemli bir cinsel deneyimdi benim gözümde..