Edward Said

Edward Said

Yazar
8.4/10
109 Kişi
·
299
Okunma
·
73
Beğeni
·
3.383
Gösterim
Adı:
Edward Said
Tam adı:
Edward Wadie Said
Unvan:
Filistinli Aktivist, Teorisyen
Doğum:
1. Kasım.1935, Kudüs-Filistin
Ölüm:
New York-ABD, 24 Eylül 2003
Kudüs doğumlu olan Edward W. Said (1935-2003) Kahire Victoria Koleji’nde, Massachusetts Mount Hermon School’da ve Princeton ile Harvard Üniversitelerinde eğitim gördü. 1963’ten itibaren Columbia Üniversitesi’nde İngilizce ve karşılaştırmalı edebiyat dersleri verdi. 1974’te Harvard’da Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde konuk öğretim üyesi olarak, 1975-76’da Stanford Davranış Bilimleri İleri Araştırmalar Merkezi’nde burslu araştırmacı olarak, 1979’da da Johns Hopkins Üniversitesi Beşeri Bilimler Bölümü’nde konuk öğretim üyesi olarak bulundu. Arab Studies Quarterly’de editörlük yaptı; New York’taki Dış İlişkiler Konseyi, Amerikan Sanatlar Akademisi ve PEN yönetim kurulu üyeliklerini yürüttü. 1976’da Harvard Üniversitesi Bowdoin Ödülü’nü, 1994’te de Lionel Trilling Ödülü’nü aldı. Türkçedeki kitapları: Filistin Sorunu (Pınar, 1985), Entelektüel (Ayrıntı, 1995), Kültür ve Emperyalizm (Hil, 1999), Şarkiyatçılık (Metis, 1999), Oslo’dan Irak’a ve Yol Haritası (Agora, 2005), Müzikal Nakışlar (Agora, 2006), Geç Dönem Üslubu (Metis, 2008), Medyada İslam (Metis, 2008), Başlangıçlar: Niyet ve Yöntem (Metis, 2009), Kültür ve Direniş (Agora, 2009), Joseph Conrad ve Otobiyografide Kurmaca (Agora, 2010).
Türkçede kapsamlı bir Said okuması için yazarın makalelerinden derlediğimiz Metis seçkisi Kış Ruhu’nu (2001) ve Said’in eseri üzerine eleştirel makaleleri bir araya getiren Barbarları Beklerken’i (Metis, 2010) tavsiye ederiz.
İnsan yalnız kalır, doğru; ama her zaman sürüye uyup mevcut duruma hoşgörü göstermekten iyidir yalnızlık.
Edward Said
Ayrıntı Yayınları
Batı'nın gerçekte neler yaptığının önemi yoktur, bunlar tarih olmustur. Körfez savaşının yıkıcı sonuçları da tarih olmuştur. Hasta olanlar biz Araplar ve Müslümanlarız, sorunlarımızın tek kaynağı biziz.
Bilmek genellikle bir malzemeyi “görünür”
hale getirmekti. Her bilgi tablo’nun içinde bir parça idi.
"Şeytan da bir zamanlar Cennet'te otururdu, bu yüzden onu daha önce görmemiş olanların ilk gördüklerinde meleklerle karıştırmaları mümkündür."
Edward Said
Sayfa 115 - Ayrıntı Yayınları, 6. Basım, Kasım 2015, Çeviri: Tuncay Birkan
“İslamın Roma'ya üstün gelmesi, Roma'yı gölgede bırakması, geçmişte ya da günümüzde hiçbir Avrupalının zihninden silinmiş olamaz.”
Entelektüelin bir görevi de insan düşüncesini ve insanlar arası iletişimi kıskacı altına alan klişeleri ve indirgeyici kategorileri kırmaktır.
Edward Said
Ayrıntı Yayınları
128 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Arkadaşların ricası üzerine bir inceleme yazmaya çalışacağız. Bu kitap, odamda hazır vaziyette duruyordu. Sanırım abimin kitabı. Ama ben onu kendi kütüphaneme kamulaştırdım. Çok zaman etti, okumak için heveslenmem. Sırası geldi ve okudum. Fazla alıntı da yapmadım. Gerçekten vakit sıkıntısı çektiğim içindir(Burdan alıntı yapmak için rica eden arkadaşlarıma cevap niteliğinde söylemek istedim).


Entelektüel... Çağımızda kullandığımız bir kelime olarak size neyi çağrıştırıyor? Bana sorarsanız bu kelime bir devrimi harekete geçiren 'devrimci'nin bugünkü etimolojik haliyle adıdır. Cemil Meriç'in söylemine bakmakta da yarar vardır(#26031131). Zaten kitabın birçok yerinde bu kelimenin tarifi/tanımı üzerinde epeyce durulmuştur. Zaten bir şeyi tanımlarken -örnek vermek gerekirse bıçak olsun. Bıçak, herhangi bir şeyi kesen alet, demek nasıldır, bir de, insanları teninde yara veren alet demek...- eğer tanım yaptığınız şeyi amacınız doğrultusunda yaparsanız o amacınıza benzeyen, ifade etmek istediğiniz şey olur. Ama o şeyi tanımlarken onun kendi gerçekliğinden yola çıkarak hareket ederseniz büsbütün o şeyi ortaya koymuş olursunuz. Kitapta da yazar Edward Said bunu yaptığını söyleyebilirim.



Kitapta geçen değişik tanımlamalar mevcuttur. Bunların bir kaçını ben alıntı olarak paylaştım. (#29334053 #29333748) Kitabın birkaç yerinde ise : "Antonio Gramsci [Hapishane Defterleri] adlı kitabında, bütün insanlar entelektüeldir, ama toplumda herkes entelektüel işlevini görmez." diye alıntılar yapılmıştır. Bu ifade kitabın ikinci başlığı olan ''Entelektüel'in Temsil Ettikleri'' başlığının akabinindeki sayfalarda mevcuttur. Devamında ise (a.g.y ve a.g.e' de) iki tür entelektüelden bahsedilir. Bunlardan ilki; 'sürekli işleyişte olan 'öğretmenler, papazlar ve idareciler...
Bunlardan ikincisi ise; çıkarlarını örgütlenmek için toplumsal güçlere(iktidar, sanayi güçleri, medya...) yaranmak için işlev gören 'organik entelektüeller'dir. Bu tanım ve bundan değişik birçok tanım yapılarak bunların toplumda nasıl bir işlevi olduğunu dile getirmiştir yazar.


Kendisi malumunuz üzere Filistinin haklarını savunan bir entelektüeldir. Bunu yaparken birilerinin onu bu işten yıldıracağını, karalayacağını veya daha başka birçok sindirmeler yapmalarından çekinmemiştir. Bunların aksine birilerinden alkış duymak için veya kendi çıkarlarını gözönüne alarak da yapmamıştır. Tamamıyla kendi dünya görüşünü gerçekleştirmek için kollarını her daim sıvamış vaziyette beklemiştir. Amerikanın Ortadoğu'daki emperyalist faaliyetlerine de değinen yazarımız, Saddam'ın yaptığını her ne kadar yanlış olduğunu dile getiren ağızların bunun aynı şekilde Amerika'ya da yapılmasını istemiştir. İlginç bulduğum bir nokta var. Amerika, Vietnam'ı işgal ettiği sıralarda Muhammed Ali'nin tavrını herkes bilir. Bu çirkin işgale değinen yazarımız neden ondan bahsetmemiştir? Gerçekten bunu yapmasını da beklerdim. Çünkü birçok faaliyette bulunan Ünlü Boksör (Allah rahmet eylesin) gerçekten o ülkenin kirli siyaset oyunlarına ve çıkarlarına boyun eğmemiş bilakis başkaldırmıştır. Entelektüel'e güzel bir örnek olacağını düşündüğüm için bu örneğin verilmemesini yerdim.


Her halükarda kitabın okunması gerektiğini düşünüyorum. Değişik meselelere değinerek temelde entelektüel'in tavrını baz alarak anlatmıştır. Bazı ayaktakımı entelektüel diye geçirenleri de eleştirmiştir. Her zaman bir entelektüel'in eleştirel olması gerektiğini ifade etmiştir.

Keyifle değil de düşünerek sindirerek okumanızı diliyorum. :)
472 syf.
·Beğendi·10/10
Edward Said in bu kült kitabı ilk yayınlandığı günden beri doğu ve batı coğrafyalarında farklı açılardan çokça tartışılagelmiştir.Kitapta çekinmeden kullanılan sert dilin dayanağının hiçbir satırda gerçeklikle bağını koparmaması, Edward Said in geniş bir argümanla ele aldığı konuyu çok boyutlu işleyişi kitabı salt bir doğulu öfke patlaması olmaktan çıkarıp, alanında en saygı duyulacak eserlerden biri haline getiriyor. Edward Said kitabında oryantalizme sadece yöntemsel eleştiriler getirmeyip, incelenen oryantalistler ve görüşleri üzerinden neyin bilimsel olduğu, objektiflik, kümülatif bilginin gerçeklik algısı üzerine etkisi gibi felsefi sorular da sormuş.Elbette kitabın üst metni batının, içinde siyasi çıkarların da bulunduğu çeşitli çıkarlar yörüngesinde doğuyu yeniden tanımlaması olgusu var. Ama kitabın derinliklerine indiğinizde bundan çok daha fazlasını da buluyorsunuz. Kitaptan bir kaç bölüm paylaşacak olursak ;


Demek istediğim şudur:zararsız gibi görünen dinsel bir alt disiplinin siyasi hareketleri yönlendirecek, sömürgeleri yönetecek, Beyaz adamın "insanlığa medeniyet getirici misyonu" hakkında neredeyse din benzeri laflar edecek hale gelişi "liberallik" iddiasındaki bir kültür çerçevesinde olmuştur. Bu kültür katolikliği, çoğulculuğu ve açık fikirliliği şiar edinmiştir. Esasında vaki olan liberalizmin tam tersi idi:doktrin ve manalar güçlendi, "bilim" yolu ile "hakikat" düzeyine çıktı. Zira eğer bu hakikate göre Doğu kaçınılmaz şekilde Doğu ise, o zaman sözü edilen liberallik bir tahakküm ve önyargı biçiminden başka bir şey değildir.


Flaubert bilimin hakikate olan aldırışsızlığı ile insani unsurları sanki kimyasal bileşik yapar gibi eritip kaynaştıran bir bilim ile alay ediyor, Alay ettiği herhangi bir bilim değildir:heyecanla dolu "dünyayı kurtaracak Avrupa bilimidir. Onun başarıları arasında başarısız devrimler, savaşlar, istibdat vardır. Don kişot misali büyük ve kitaptan çıkmış fikirleri hemen tatbik sahasına koymak gibi ıslah kabul etmeyen bir eğilim vardır. Bu bilimin bilmediği şey ise ayrılmaz bir parçasını teşkil eden ve farkında da olunmayan "kötü masumiyet" ile gerçeğin buna ne denli karşı koyduğudur.Buvar bilim adamı rolüne başladığı zaman zsnnetmektedir ki bilim ancak kendisidir ve gerçek bilim adamının bildiği şeydir ve bilim adamının ahmak mı yoksa deha mı olduğu mühim değildir.
128 syf.
·5 günde
Kitap entelektüelin tanımlanması ve entellektüele bakış açılarıyla başlıyor.Daha sonra entelektüel nasıl olmalı sorusuna yanıt aranıyor kitapta misal entelektüel milli duygulardan sıyrılabilir mi, sıyrılmalı mıdır ve fikir beyanında bu ne derece etkilidir.
Benim kitap hakkındaki görüşüme gelirsek altyapı isteyen çünkü sık sık yazar ve bilim insanlarından alıntılar ve göndermeler mevcut.Bunun yanısıra kitabı yavaş okunması gerekiyor sindirmek için.Entelektüel nasıl olmalı diyorsanız mutlaka okumanız gerekiyor bol bol kitap ismide içeriyor.
Kitapla kalın.
416 syf.
·Puan vermedi
Dili ağır bir kitap. Ana hatlarıyla şarkiyatçılık nedir ve aslında nasıl olması gerekir düşüncesinden hareketle bir kısım şarkiyatçıların şarkiyatçılık hakkındaki üslubunu anlatarak, şark hakkındaki bakış açılarına eleştiri getirmektedir.
186 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı

Entelektüel,günümüzde en fazla tartışılan kavramların başında gelmektedir. Bu kavram üzerindeki tartışmaların önemli ölçüde yaygınlık kazanmasında; kavramın toplumsal temsil ile ilişkisinden dolayıdır. Çünkü entelektüel genel kanıya göre toplumsal ile hemhal olan olarak bilinir. Bireysel özgürlük ve kamusal özgürlük ilişkilerin kurulmasında önemli rol oynar. Bu yüzde bir anlamda entelektüel çaba kamuoyuna mal olmaktır.
Edward Said’de entelektüel üzerine kökülü bir irdelemeye gitmektedir. Bu çalışmanın başlangıcı noktası 1948’te Bertrand Russell’ın öncülük ettiği Reith konferansların, 1993’te BBC tarafında tekrar yayınlanmasına dayanıyor. Bu belgesellerin yenide yayınlanması Edward Said öncülüğü ile yapılmıştır.
Edward Said’e göre entelektüelin toplumsal sorumluğu ve kişisel istemleri arasında bir gel-gitler mevcuttur. Bu bağlamda entelektüelin işlevini irdelemiş ve entelektüel üzerinde geniş bir literatür taranması yapmıştır. Her ne kadar bu konuda çok fazla bir veri var olsa da, ona göre entelektüeli iki kategoriye ayırabiliriz;
Birincisi; Antonio Gramsci’nin “organik aydın” dediği kategori. Gramsci organik entelektüele ilişkin olarak şöyle der: "Kapitalist girişimci kendisiyle birlikte sanayi teknisyenini, ekonomi politik uzmanını, yeni bir kültürün, yeni bir hukuk sisteminin oluşturucularını vb. yaratır.”
Bu kategoriye giren entelektüeller daha çok modern zamanlarla başlayan süreci ifade ediyor. Özelikle toplumsal alanda hızla gelişen kurumlaşma ve iş bölümün yaratmış olduğu uzmanlıkla birlikte şekillenmiştir. Kuşkusuz artık entelektüel fil kulesinde inip toplumdaki bu yeni kurumlara bir şekilde katkı sunmaktadır. Yani artık medyada, eğitim kurumlarında, basın ve yayımda, ticari ve sivil toplum kuruluşlarda aktif olarak çalışmaktadır. Entelektüel, artık gündelik yaşamın her alanındadır. Kuşkusuz böyle bir durum, pozitif yönlerin olmasıyla birlikte olumsuz yönlerinde mevcuttur. Çünkü entelektüel bir anlamda hizmet ettiği birey veya kurumun sınırları ile kalma sorunu ile karşı karşıyadır. Yani bireysel özgürlüğün de feragat etmesi gerekir.
İkincisi ise; Julien Benda’nın temsil ettiği kategoridir. Ona göre entelektüelin toplumsal konumu gereği özerk olması gerekir. Bu konu da Julien Benda'nın, entelektüelleri, insanlığın vicdanı olan süper yetenekli, ahlâki donanımları gelişkin filozof-krallardan oluşan bir avuç insan olarak tanımlanması söz konusudur. Burada entelektüelin konumu tüm toplumsal kesimlere eşit mesafe olmasını öngörmektedir. Ancak böyle tarafsız ve sorunların çözümleyicisi olarak işlev göreceğini inanılmaktadır. Bu yüzde entelektüel her anlamda her şeye hazır olmalıdır. Çünkü toplumsal gerçeği ifade ederken, karşılacağı bir çok sorun göz ardı etmemek lazım.
Her iki kategori de beli gerçekliğe dayanıyor. Gramsci’nin tanımlanması mevcut toplumsal gerçekliği ifade etmektedir. Ve toplumsallık bu noktaya ilerlemektedir. Benda ise ideal bir entelektüel profili çizilmektedir.
Kısacası eğer toparlayacak olursak; Edward Said’in bu konuda fikirleri önemlidir. Ona göre bir entelektüel laik olamak zorundadır, tarafız olması gerekir ama toplumsal gerçekliğin de kaçmaması gerekir. Beli anlamda kurumsal yapılarda kamuoyunun yararına çalışabilir ama iktidar ile mesafesinin iyi ayarlanmış olması gerekir.
Edward Said bir yersiz yurtsuz entelektüel olarak çalışmalarını örnekler üzerinde irdelemektedir. Ve özelikle sürgündeki entelektüel için bir perspektif sunmaktadır.
Bu bağlamda her birimizin yaptığı birazda entelektüel bir uğraştır. Hem bireyin kendini yetkinleştirmesi hem de toplumsal durumlar karşısındaki arayışı bu yolun başlangıç noktasını teşkil etmektedir. Burada önemli olan bireyin kendine nasıl bir yol çizeceğidir. Ki zaten insanın faaliyetleri bir anlamda yazıya dönüştüğü an kamuoyuna mal olur. Ve kamuoyu yaklaşımız doğal bir kimlik bize sunmaktadır. Doğalında artık bizim buna müdahale hakkımız ortada kalkar. Yani bir anlam da yazdıklarımız kadarız.
242 syf.
·Beğendi·8/10
Edward Said: Filistin davasının yılmaz savunucusu!
Said Filistin doğumlu bir hristiyan. Genel düşüncenin aksine İsrailin zulmune karşı sadece müslümanlar değil Filistinli hristiyanlarda bu durumdan muzdarip. Böyle bir coğrafyada doğan Said yaşamını birçok farklı yerde yaşamak zorunda kalıyor. Bunun edebi karşılığı: SÜRGÜN. Said yerinden edilmişliğin yüreğinde oluşturduğu boşluğu hiç unutmuyor. Bir annenin çocuğundan zorla alıkonulmasına benzer onun öyküsü. Ona göre coğrafyası ona her daim kucak açmış bir annedir. Çünkü Filistin bir anne yüreğidir. Ve kıskançtır Said. Anne kucağında başka çocuk(israil) istemez. Buna tepkilidir. Diğer çocuğun(israil) nereden geldiğini sorgular. Onu istemez. Çünkü o çocuk onun yerini zorla almaya, oraya göz dikmeye çalışır. Ayrıca bir de çocuğu oraya getirenlere de tepkilidir. İsyanı bir de onlaradır. Çünkü onlar zorla çocuğu annenin kucağa bırakır. Bu artık senin çocuğundur der. Anne de istemez, asıl evlatta. Lakin diğer çocuğu getirenler zor kullanır. Anne çocuğu hiç sevmedi. Çocuk zorla getirilen çocuğa karşı hep tepkiliydi. Kan kusardı ona. Said bu çocuktan ibarettir. Onun kelimesi zulme karlı her zaman kılıç gibiydi. Asla sözünü esirgemez. Bu kitabın ilk 80 sayfasında bunu göreceksiniz. Said bir edebiyat eleştirmenidir. Kalan bölümlerde Said'in edebiyat eleştirilerini göreceksiniz. Özellikle edebiyat bölümü okuyan arkadaşlar için çok farklı bir bakış açısı olacak. Mutlaka okunması ve anlaşılması gereken bir söz ustası. Said, üzerine konuşulması ve irdelenmesi gereken bir derya. Onu anlatacak kelime bulmakta zorlanıyorum. Ona Ortadoğunun bütün dilleriyle seslenmek istiyorum. Yalnız hiçbir dil SÜRGÜN'ü anlatmaya yetmiyor. Bu yüzden sadece susuyorum. SÜRGÜN, sadece yaşayanların bildiği bir dildir. Onun terminolojisinde kelimeler yoktur. Sadece yerinden edilmişlik duygusu vardır.
217 syf.
·7/10
Filistin sorunu ve bu sorun eksenli, sosyal ve siyasal problemler içeren bir kısım meseleye ışık tutan ufuk açıcı güzel bir söyleşi veya mülakat.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Kitap, entelektüel tanımı örnek kişiler ve son 200 yıllık olaylar üzerinden anlatıyor. Uzmanlık ile entelektüel kavram farklılıkları üzerinde duruyor. Yazarın pek çok görüşüne katılmamak elde değil. Ancak kafama takılan bir şey var; yazar "ABD muttefiki Türkiye uluslararasi hukuku hiçe sayarak başka ülkelerin topraklarını işgal etmiştir." gibi bir cümle kurmuş. 1994 yılında yazılan bir kitapta böyle söyleyerek neyi kastetmiştim ben anlamadım. Acaba Kıbrıs ' ı mı kastediyor?
128 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Entelektüel'in tarihiyle birlikte özgün görüşleriyle birlikte entelektüel misyonu ve amentüsünün neler olduğunu okuyucuya aktarıyor.Son zamanlarda okuduğum en iyi araştırma kitabıdır diyebilirim. Edward Said bu kitapla birlikte yakın markaja aldığım bir yazar olacaktır. Dili anlaşılır ve akıcı.Fakat en azından biraz da olsa bu konuya ilgisi olan okurların mutlaka elinde bulundurması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum
472 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitapta bilgi güçtür felsefesinin nasıl batı tarafından uygulandığını doğuya karşı hükümranlığını görebilirsiniz.gercekte de bilmek egemen olmaktır batı dünyası bu bilimadami kaşifleri gezginleri vb.. yollarla doğuyu doğululardan daha iyi inceleyip öğrenmiş bilgi sahibi olmuştur.ve böylelikle batı biz doğuyu tanımlamıştır kendisine öteki olarak sunmuştur.ideal olan kendisi olarak sadece kendisine degil biz doğuya da kabul ettirmiştir. Bizlerde zihinlerimizdeki batıyı ve doğuyu icsellestirmisizdir böylelikle.bu sürecin nasıl oluştuğu ve işlediğini anlamak için başyapıt hatta anayasası olan kitabı şiddetle tavsiye ederim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Edward Said
Tam adı:
Edward Wadie Said
Unvan:
Filistinli Aktivist, Teorisyen
Doğum:
1. Kasım.1935, Kudüs-Filistin
Ölüm:
New York-ABD, 24 Eylül 2003
Kudüs doğumlu olan Edward W. Said (1935-2003) Kahire Victoria Koleji’nde, Massachusetts Mount Hermon School’da ve Princeton ile Harvard Üniversitelerinde eğitim gördü. 1963’ten itibaren Columbia Üniversitesi’nde İngilizce ve karşılaştırmalı edebiyat dersleri verdi. 1974’te Harvard’da Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde konuk öğretim üyesi olarak, 1975-76’da Stanford Davranış Bilimleri İleri Araştırmalar Merkezi’nde burslu araştırmacı olarak, 1979’da da Johns Hopkins Üniversitesi Beşeri Bilimler Bölümü’nde konuk öğretim üyesi olarak bulundu. Arab Studies Quarterly’de editörlük yaptı; New York’taki Dış İlişkiler Konseyi, Amerikan Sanatlar Akademisi ve PEN yönetim kurulu üyeliklerini yürüttü. 1976’da Harvard Üniversitesi Bowdoin Ödülü’nü, 1994’te de Lionel Trilling Ödülü’nü aldı. Türkçedeki kitapları: Filistin Sorunu (Pınar, 1985), Entelektüel (Ayrıntı, 1995), Kültür ve Emperyalizm (Hil, 1999), Şarkiyatçılık (Metis, 1999), Oslo’dan Irak’a ve Yol Haritası (Agora, 2005), Müzikal Nakışlar (Agora, 2006), Geç Dönem Üslubu (Metis, 2008), Medyada İslam (Metis, 2008), Başlangıçlar: Niyet ve Yöntem (Metis, 2009), Kültür ve Direniş (Agora, 2009), Joseph Conrad ve Otobiyografide Kurmaca (Agora, 2010).
Türkçede kapsamlı bir Said okuması için yazarın makalelerinden derlediğimiz Metis seçkisi Kış Ruhu’nu (2001) ve Said’in eseri üzerine eleştirel makaleleri bir araya getiren Barbarları Beklerken’i (Metis, 2010) tavsiye ederiz.

Yazar istatistikleri

  • 73 okur beğendi.
  • 299 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 447 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları