Edward Said

Edward Said

Yazar
8.4/10
217 Kişi
·
739
Okunma
·
179
Beğeni
·
5394
Gösterim
Adı:
Edward Said
Tam adı:
Edward Wadie Said
Unvan:
Filistinli Aktivist, Teorisyen
Doğum:
Kudüs, Filistin, 1 Kasım 1935
Ölüm:
New York, ABD, 24 Eylül 2003
Edward W. Said, 1935 yılında Kudüs’te doğmuştur. Anne ve babası Filistinli olan Said’in önadının (Edward) bir İngiliz ismi olmasında annesinin 1935’lerde Galler Prensi’ne olan hayranlığı etkili olmuştur. Babasının I. Dünya Savaşı sırasında askerliğini Fransa’da, Amerikan Keşif Kuvvetlerinde yaparken ABD vatandaşlığını kazanması, ABD’ye gitmesi ve orada birkaç yıl okuması onun daha sonraki hayatı üzerinde etkili olacaktır.
Kahire Victoria Koleji’nde lise öğrenimine devam ederken sorun çıkardığı gerekçesiyle bu okuldan uzaklaştırılan Said, babası tarafından ABD’deki Massachuttes Mount Hermon School’a gönderildi. Victoria Koleji’inde iyi bir eğitim aldığı için bu okulda dereceye girmeyi başarmıştır. Üniversite öğrenimini Princeton ve Colombia Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı üzerine yaptı. 1963’te Colombia Üniversitesi’nde ders vermek üzere New York’a geldiğinde egzotik ama özel bir dikkat gösterilmesi gerekmeyen Arap kökenli biri olarak görülen Said, 1967 Arap-İsrail Savaşı’ından sonra bir Filistinli olması nedeniyle büyük değişim geçirdi ve az da olsa siyasal olayların içinde yer almaya başladı. 1970’li yıllara geldiğinde hem Batı hem de Araplar adına konuşmak zorunda kalan biri konumuna geldi. Böylesi zor bir durumdan çok sesli bir biçimde düşünmeye ve yazmaya başlayarak kurtulmayı kısmen başardı. Bununla birlikte Arap dünyasında Filistin yüzünden bir çok hakarete maruz kaldı. Yahudi Savunma Konseyi kendisini Nazi ilan etti. Üniversitedeki odası kundaklandı, kendisi ve ailesi sayısız ölüm tehditleri aldı. Bütün bunlara rağmen ünü kötü olan Filistin davasına bağlı olduğunu ilan etmekten çekinmedi. 1977’de Filistin Kurtuluş Örgütü’nün parlamentosu görevini gören Filistin Ulusal Konseyi üyesi seçildi. 1991’de başlayan Oslo, yani İsrail ile masa başında anlaşabilmek için Filistin halkının meşru haklarından taviz verme sürecine şiddetle karşı çıktığından, Konsey’den istifa etti. Filistin halkına desteğini son günlerine kadar devam ettirdi.

Akademik hayatına gelince Said, 1974’te Harvard’da arşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde konuk öğretim üyesi olarak, 1975’te Stanford Davranış Bilimleri İleri Araştırmalar Merkezi’nde burslu araştırmacı olarak, 1979’da John Hopkins Üniversitesi Beşeri Bilimler Bölümü’nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. Arab Studies Quarterly’de editörlük yaptı. New York’taki Dış İlişkiler Konseyi, Amerikan Sanatlar Akademisi ve PEN yönetim kurulu üyeliklerini yürüttü. 1976’da Harvard Üniversitesi Bowdoin Ödülü’nü, 1994’de ise Lionel Trilling Ödülü’nü aldı.

Lisans ve lisans üstü eğitiminde edebiyat, felsefe ve müzik dersleri alan Said müzikolog, verimli bir denemeci, düşüncesi ve tavır alışları coşkunluk doğuran bir düşünür olarak tarihteki yerini almıştır.

Said, 24 Eylül 2003 tarihinde uzun süreden beri çekmekte olduğu lösemi hastalığına yenik düşerek 68 yaşında vefat etmiştir.
İnsan yalnız kalır, doğru; ama her zaman sürüye uyup mevcut duruma hoşgörü göstermekten iyidir yalnızlık.
Edward Said
Ayrıntı Yayınları
Batı'nın gerçekte neler yaptığının önemi yoktur, bunlar tarih olmustur. Körfez savaşının yıkıcı sonuçları da tarih olmuştur. Hasta olanlar biz Araplar ve Müslümanlarız, sorunlarımızın tek kaynağı biziz.
Lâfı gevelemeden hemen söyleyeyim: Herhangi bir türden siyasi tanrıya inanmaya ve o tanrının saflarına katılmaya karşıyım.
Orwell," "dilin çürümesi"nin örnekleridir.Sonuçta zihin uyuşup pasifleşirken bir süpermarketteki fon müziği etkisi yaratan dil, bilincin üzerini kaplayıp onu basmakalıp düşünce ve duyguları, incelemeden, edilgin bir biçimde kabul etmeye ayartır.."Siyasal dil yalanları doğru, ci­nayetleri saygın göstermek ve içi tamamen boş sözlere doluymuş görüntüsü vermek amacıyla tasarlanmıştır.
Bir milyar insanı içeren, dünyanın üçte birine yayılmış olan
düzinelerce farklı toplumdan oluşan, içinde Arapça, Farsça, Türkçe gibi yarım düzine önemli dil konuşulan Müslüman dünyayla il­gilenen Amerikalı ya da İngiliz akademik entelektüeler bugün in­dirgemeci ve, bence, sorumsuz bir biçimde "İslam" diye bir şeyden bahsetmektedirler.Bu tek sözcüğü kullanarak, hakkında bin yıllık bir dönemi ve Müslümanlık tarihinin yarısını kapsayan büyük genellemeler yapılabilecek, İslamla demokrasinin, insan
haklarının, ilerlemenin uyuşabilirliği konularında utanıp sı­kılmaksızın yargılar verilebilecek basit bir nesne gözüyle bak­maktadırlar İslam' a.
Çoğunlukla başkalarının gerçekliğini görmemizi engelleyen
birer perde işlevi gören, yetiştiğimiz ortamın, sahip olduğumuz
dilin ve milliyetİn sağladığı ucuz kesinliklerin ötesine geçebilme
riskini göze alabilmektir evrensellik
Sartre gibi bir entelektüeli anımsadığımızda, onun kendine özgü davranışlan, tüm benliğiyle kendini savunduğu davaya ada­ması, gösterdiği saf çaba, göze aldığı riskler, iradesi, sö­mürgecilikle ya da· toplumsal çatışmalarla ilgili söz­leri, hasımlarını küplere bindiren, dostlarını heyecaniandıran ve hatta belkide sonradan düşündüğünde mahcubiyet duymasına bile yol açmıŞ olabilecek tüm bu özellikleri gelir aklımıza.Sartre'ın Simone de Beauvoir'la olan ilişkisi, Camus'yle yaptığı tartışma, Jean Genet'yle arasındaki sıkı bağlantıyla ilgili bir şeyler oku­duğumuzda onu ortamı içinde konumlarız (Sartre'ın kendi te­rimidir bu); Sartre işte bu ortamda, ve bir ölçüde bu ortam sa­yesinde Sartre olmuştur, Fransa'nın Cezayir politikasına da, Vietnam'a da karşı çıkan kişi olmuştur.Tüm bu ayrıntılar onun bir entelektüel olarak değerini azaltmak şöyle dursun, aksine söy­lediklerine yoğunluk ve gerilim kazandırır, onun içsıkıcı ve ahlakçı bir vaiz değil herkes gibi yanılabilen bir insan olduğunu gösterir.
Entelektüel, eskiden olduğu gibi, toplumda bir uzlaşma oluşturacak
genel simgeleri yaratan biri değil; bu simgeleri sorgulayan, kutsal sayılan gelenek ve değerlerin ikiyüzlülüğünü, ırkçılığını,cinsiyetçiliğini teş­hir eden; hiçbir fikir ayrılığına tahammülleri olmayan kutsal metin gardiyanlarıyla mücadeleden çekinmeyen kişidir.Profesyonelleşmenin baskısı giderek artarken, amatör kalarak kamusal alanda yoksullar,
yok sayılanlar, güçsüzler adına kendi görüşünü ve tavrını temsil et­mekte ısrar eden bireydir entelektüel.Hiçbir kahramana ve siyasi hiç­
bir tanrıya inanmaz.
128 syf.
Arkadaşların ricası üzerine bir inceleme yazmaya çalışacağız. Bu kitap, odamda hazır vaziyette duruyordu. Sanırım abimin kitabı. Ama ben onu kendi kütüphaneme kamulaştırdım. Çok zaman etti, okumak için heveslenmem. Sırası geldi ve okudum. Fazla alıntı da yapmadım. Gerçekten vakit sıkıntısı çektiğim içindir(Burdan alıntı yapmak için rica eden arkadaşlarıma cevap niteliğinde söylemek istedim).


Entelektüel... Çağımızda kullandığımız bir kelime olarak size neyi çağrıştırıyor? Bana sorarsanız bu kelime bir devrimi harekete geçiren 'devrimci'nin bugünkü etimolojik haliyle adıdır. Cemil Meriç'in söylemine bakmakta da yarar vardır(#26031131). Zaten kitabın birçok yerinde bu kelimenin tarifi/tanımı üzerinde epeyce durulmuştur. Zaten bir şeyi tanımlarken -örnek vermek gerekirse bıçak olsun. Bıçak, herhangi bir şeyi kesen alet, demek nasıldır, bir de, insanları teninde yara veren alet demek...- eğer tanım yaptığınız şeyi amacınız doğrultusunda yaparsanız o amacınıza benzeyen, ifade etmek istediğiniz şey olur. Ama o şeyi tanımlarken onun kendi gerçekliğinden yola çıkarak hareket ederseniz büsbütün o şeyi ortaya koymuş olursunuz. Kitapta da yazar Edward Said bunu yaptığını söyleyebilirim.



Kitapta geçen değişik tanımlamalar mevcuttur. Bunların bir kaçını ben alıntı olarak paylaştım. (#29334053 #29333748) Kitabın birkaç yerinde ise : "Antonio Gramsci [Hapishane Defterleri] adlı kitabında, bütün insanlar entelektüeldir, ama toplumda herkes entelektüel işlevini görmez." diye alıntılar yapılmıştır. Bu ifade kitabın ikinci başlığı olan ''Entelektüel'in Temsil Ettikleri'' başlığının akabinindeki sayfalarda mevcuttur. Devamında ise (a.g.y ve a.g.e' de) iki tür entelektüelden bahsedilir. Bunlardan ilki; 'sürekli işleyişte olan 'öğretmenler, papazlar ve idareciler...
Bunlardan ikincisi ise; çıkarlarını örgütlenmek için toplumsal güçlere(iktidar, sanayi güçleri, medya...) yaranmak için işlev gören 'organik entelektüeller'dir. Bu tanım ve bundan değişik birçok tanım yapılarak bunların toplumda nasıl bir işlevi olduğunu dile getirmiştir yazar.


Kendisi malumunuz üzere Filistinin haklarını savunan bir entelektüeldir. Bunu yaparken birilerinin onu bu işten yıldıracağını, karalayacağını veya daha başka birçok sindirmeler yapmalarından çekinmemiştir. Bunların aksine birilerinden alkış duymak için veya kendi çıkarlarını gözönüne alarak da yapmamıştır. Tamamıyla kendi dünya görüşünü gerçekleştirmek için kollarını her daim sıvamış vaziyette beklemiştir. Amerikanın Ortadoğu'daki emperyalist faaliyetlerine de değinen yazarımız, Saddam'ın yaptığını her ne kadar yanlış olduğunu dile getiren ağızların bunun aynı şekilde Amerika'ya da yapılmasını istemiştir. İlginç bulduğum bir nokta var. Amerika, Vietnam'ı işgal ettiği sıralarda Muhammed Ali'nin tavrını herkes bilir. Bu çirkin işgale değinen yazarımız neden ondan bahsetmemiştir? Gerçekten bunu yapmasını da beklerdim. Çünkü birçok faaliyette bulunan Ünlü Boksör (Allah rahmet eylesin) gerçekten o ülkenin kirli siyaset oyunlarına ve çıkarlarına boyun eğmemiş bilakis başkaldırmıştır. Entelektüel'e güzel bir örnek olacağını düşündüğüm için bu örneğin verilmemesini yerdim.


Her halükarda kitabın okunması gerektiğini düşünüyorum. Değişik meselelere değinerek temelde entelektüel'in tavrını baz alarak anlatmıştır. Bazı ayaktakımı entelektüel diye geçirenleri de eleştirmiştir. Her zaman bir entelektüel'in eleştirel olması gerektiğini ifade etmiştir.

Keyifle değil de düşünerek sindirerek okumanızı diliyorum. :)
128 syf.
·5 günde
Kitap entelektüelin tanımlanması ve entellektüele bakış açılarıyla başlıyor.Daha sonra entelektüel nasıl olmalı sorusuna yanıt aranıyor kitapta misal entelektüel milli duygulardan sıyrılabilir mi, sıyrılmalı mıdır ve fikir beyanında bu ne derece etkilidir.
Benim kitap hakkındaki görüşüme gelirsek altyapı isteyen çünkü sık sık yazar ve bilim insanlarından alıntılar ve göndermeler mevcut.Bunun yanısıra kitabı yavaş okunması gerekiyor sindirmek için.Entelektüel nasıl olmalı diyorsanız mutlaka okumanız gerekiyor bol bol kitap ismide içeriyor.
Kitapla kalın.
472 syf.
·Beğendi·10/10
Edward Said in bu kült kitabı ilk yayınlandığı günden beri doğu ve batı coğrafyalarında farklı açılardan çokça tartışılagelmiştir.Kitapta çekinmeden kullanılan sert dilin dayanağının hiçbir satırda gerçeklikle bağını koparmaması, Edward Said in geniş bir argümanla ele aldığı konuyu çok boyutlu işleyişi kitabı salt bir doğulu öfke patlaması olmaktan çıkarıp, alanında en saygı duyulacak eserlerden biri haline getiriyor. Edward Said kitabında oryantalizme sadece yöntemsel eleştiriler getirmeyip, incelenen oryantalistler ve görüşleri üzerinden neyin bilimsel olduğu, objektiflik, kümülatif bilginin gerçeklik algısı üzerine etkisi gibi felsefi sorular da sormuş.Elbette kitabın üst metni batının, içinde siyasi çıkarların da bulunduğu çeşitli çıkarlar yörüngesinde doğuyu yeniden tanımlaması olgusu var. Ama kitabın derinliklerine indiğinizde bundan çok daha fazlasını da buluyorsunuz. Kitaptan bir kaç bölüm paylaşacak olursak ;


Demek istediğim şudur:zararsız gibi görünen dinsel bir alt disiplinin siyasi hareketleri yönlendirecek, sömürgeleri yönetecek, Beyaz adamın "insanlığa medeniyet getirici misyonu" hakkında neredeyse din benzeri laflar edecek hale gelişi "liberallik" iddiasındaki bir kültür çerçevesinde olmuştur. Bu kültür katolikliği, çoğulculuğu ve açık fikirliliği şiar edinmiştir. Esasında vaki olan liberalizmin tam tersi idi:doktrin ve manalar güçlendi, "bilim" yolu ile "hakikat" düzeyine çıktı. Zira eğer bu hakikate göre Doğu kaçınılmaz şekilde Doğu ise, o zaman sözü edilen liberallik bir tahakküm ve önyargı biçiminden başka bir şey değildir.


Flaubert bilimin hakikate olan aldırışsızlığı ile insani unsurları sanki kimyasal bileşik yapar gibi eritip kaynaştıran bir bilim ile alay ediyor, Alay ettiği herhangi bir bilim değildir:heyecanla dolu "dünyayı kurtaracak Avrupa bilimidir. Onun başarıları arasında başarısız devrimler, savaşlar, istibdat vardır. Don kişot misali büyük ve kitaptan çıkmış fikirleri hemen tatbik sahasına koymak gibi ıslah kabul etmeyen bir eğilim vardır. Bu bilimin bilmediği şey ise ayrılmaz bir parçasını teşkil eden ve farkında da olunmayan "kötü masumiyet" ile gerçeğin buna ne denli karşı koyduğudur.Buvar bilim adamı rolüne başladığı zaman zsnnetmektedir ki bilim ancak kendisidir ve gerçek bilim adamının bildiği şeydir ve bilim adamının ahmak mı yoksa deha mı olduğu mühim değildir.
186 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Entelektüel: Sürgün, Marjinal, Yabancı

Entelektüel,günümüzde en fazla tartışılan kavramların başında gelmektedir. Bu kavram üzerindeki tartışmaların önemli ölçüde yaygınlık kazanmasında; kavramın toplumsal temsil ile ilişkisinden dolayıdır. Çünkü entelektüel genel kanıya göre toplumsal ile hemhal olan olarak bilinir. Bireysel özgürlük ve kamusal özgürlük ilişkilerin kurulmasında önemli rol oynar. Bu yüzde bir anlamda entelektüel çaba kamuoyuna mal olmaktır.
Edward Said’de entelektüel üzerine kökülü bir irdelemeye gitmektedir. Bu çalışmanın başlangıcı noktası 1948’te Bertrand Russell’ın öncülük ettiği Reith konferansların, 1993’te BBC tarafında tekrar yayınlanmasına dayanıyor. Bu belgesellerin yenide yayınlanması Edward Said öncülüğü ile yapılmıştır.
Edward Said’e göre entelektüelin toplumsal sorumluğu ve kişisel istemleri arasında bir gel-gitler mevcuttur. Bu bağlamda entelektüelin işlevini irdelemiş ve entelektüel üzerinde geniş bir literatür taranması yapmıştır. Her ne kadar bu konuda çok fazla bir veri var olsa da, ona göre entelektüeli iki kategoriye ayırabiliriz;
Birincisi; Antonio Gramsci’nin “organik aydın” dediği kategori. Gramsci organik entelektüele ilişkin olarak şöyle der: "Kapitalist girişimci kendisiyle birlikte sanayi teknisyenini, ekonomi politik uzmanını, yeni bir kültürün, yeni bir hukuk sisteminin oluşturucularını vb. yaratır.”
Bu kategoriye giren entelektüeller daha çok modern zamanlarla başlayan süreci ifade ediyor. Özelikle toplumsal alanda hızla gelişen kurumlaşma ve iş bölümün yaratmış olduğu uzmanlıkla birlikte şekillenmiştir. Kuşkusuz artık entelektüel fil kulesinde inip toplumdaki bu yeni kurumlara bir şekilde katkı sunmaktadır. Yani artık medyada, eğitim kurumlarında, basın ve yayımda, ticari ve sivil toplum kuruluşlarda aktif olarak çalışmaktadır. Entelektüel, artık gündelik yaşamın her alanındadır. Kuşkusuz böyle bir durum, pozitif yönlerin olmasıyla birlikte olumsuz yönlerinde mevcuttur. Çünkü entelektüel bir anlamda hizmet ettiği birey veya kurumun sınırları ile kalma sorunu ile karşı karşıyadır. Yani bireysel özgürlüğün de feragat etmesi gerekir.
İkincisi ise; Julien Benda’nın temsil ettiği kategoridir. Ona göre entelektüelin toplumsal konumu gereği özerk olması gerekir. Bu konu da Julien Benda'nın, entelektüelleri, insanlığın vicdanı olan süper yetenekli, ahlâki donanımları gelişkin filozof-krallardan oluşan bir avuç insan olarak tanımlanması söz konusudur. Burada entelektüelin konumu tüm toplumsal kesimlere eşit mesafe olmasını öngörmektedir. Ancak böyle tarafsız ve sorunların çözümleyicisi olarak işlev göreceğini inanılmaktadır. Bu yüzde entelektüel her anlamda her şeye hazır olmalıdır. Çünkü toplumsal gerçeği ifade ederken, karşılacağı bir çok sorun göz ardı etmemek lazım.
Her iki kategori de beli gerçekliğe dayanıyor. Gramsci’nin tanımlanması mevcut toplumsal gerçekliği ifade etmektedir. Ve toplumsallık bu noktaya ilerlemektedir. Benda ise ideal bir entelektüel profili çizilmektedir.
Kısacası eğer toparlayacak olursak; Edward Said’in bu konuda fikirleri önemlidir. Ona göre bir entelektüel laik olamak zorundadır, tarafız olması gerekir ama toplumsal gerçekliğin de kaçmaması gerekir. Beli anlamda kurumsal yapılarda kamuoyunun yararına çalışabilir ama iktidar ile mesafesinin iyi ayarlanmış olması gerekir.
Edward Said bir yersiz yurtsuz entelektüel olarak çalışmalarını örnekler üzerinde irdelemektedir. Ve özelikle sürgündeki entelektüel için bir perspektif sunmaktadır.
Bu bağlamda her birimizin yaptığı birazda entelektüel bir uğraştır. Hem bireyin kendini yetkinleştirmesi hem de toplumsal durumlar karşısındaki arayışı bu yolun başlangıç noktasını teşkil etmektedir. Burada önemli olan bireyin kendine nasıl bir yol çizeceğidir. Ki zaten insanın faaliyetleri bir anlamda yazıya dönüştüğü an kamuoyuna mal olur. Ve kamuoyu yaklaşımız doğal bir kimlik bize sunmaktadır. Doğalında artık bizim buna müdahale hakkımız ortada kalkar. Yani bir anlam da yazdıklarımız kadarız.
128 syf.
·32 günde·8/10
sürgüne çarptırılmış bir dille.

malatya'da siyaset okumaları atölyesinde okunacak olan kitaplarımızdan biri de edward said'in entelektüeli idi.
60-70'lerden tutun 80-90'lara ve hatta 2000'lilerden de oluşan geniş yelpazeli bir ekiptik.
entelektüel kitabının tahlili için artistlik yapıp gönüllü olduğumu,
kitabı bitirebildikten(!) sonra itiraf edebiliyorum tabii ki. :)

edward wadie said; karşılaştırmalı edebiyat profesörü, aktivist, teorisyen.
babası, amerikan vatandaşı filistinli hıristiyan
annesi, lübnanlı hıristiyan
doğum: 1 kasım 1935 ölüm: 25 eylül 2003
okumayı düşündüğüm diğer kitapları: "filistin sorunu", "medyada islam" ve "yersiz yurtsuz"

ayrıntı yayınlarından inceleme türüyle bize ulaşan "entelektüel"in ilk basımı 1995 yılında sekizinci basımı da nisan 2018'de basılıyor..
amerikalı yayımcı ben sonnenberg'e de ithaf ediliyor.
dokuz sayfadan oluşan sunuş bölümünü iki buçuk saat içerisinde okuduğumu da söyleyeyim ne olacaksa olsun :) reith konferansları nedir, nerede olmuştur, kimler niye neden ve nasıl katılmışlar, robert kim, john kim, öteki john da kim, toynbee kim? o kaynaktaki kitaba bak bu kaynaktaki kitaba bak hem o hem bu kaynaktaki kitaplara bak, incele, okuyup okumayacağını belirle, notlar aall şeymaa; açıp bir de anlamakta güçlük çektiğim birkaç reith konferansı da dinlemeye çalışıncaa efendim kitabın içinde kaybolmuş bulundum bir kere. :)
bu kısımda edward said, entelektüel" üzerine kimdir, neyi benimser, neyi reddeder üzerinde ufak ufak tespitler yaparak girizgâhını yapmış bulunuyor. benim kadar uzatıp da keyif alabilirsiniz, oradan oraya koşturup araştırırken pek de sıkıldığım söylenemez.:)

kitaptaki "entelektüel" tanımlamalarından önce benim de zihnimde bi şeyler oluşsun diye entelektüel taramaları yaptım, görüşünü önemsediğim insanlardan entelektüel yorumu istedim.
entelektüel: kökeni fransızca olan bir kelime. hem akademik hem de avam ordan burdan tanım topladım. :)
*bilim, teknik ve kültürün değişik dallarında özel öğrenim görmüş aydın, münevver.
*entelektüel birikime sahip olan kişi(haadi caanım allasen). :)
*elinde piposu, diğer elinde kitabı, gözlüğü olan kişi. :)
*istanbul'da metro'da çok varlar. :)
*entel ile karıştırılmaması gereken bir kelime.
*eskiden olduğu gibi toplumda bir uzlaşma oluşturacak genel simgeleri yaratan biri değil, bu simgeleri sorgulayan, kutsal sayılan gelenek ve değerlerin iki yüzlülüğünü, ırkçılığını, cinsiyetçiliğini teşhir eden; hiçbir fikir ayrılığına tahammülleri olmayan kutsal metin gardiyanlarıyla mücadeleden çekinmeyen kişidir.
*ilk kez 1898'de emile zola, bir dost meclisinde sarfetmiştir bu sözcüğü.
*hürriyet'te vehbi koç'un kızı: "bizdeki entelektüeller ya solcudurlar sadece batı'ya bakarlar, veyahut sağcıdırlar doğu'ya bakarak batı'dan bihaberdirler."
*charles bukowski: "entelektüel basit bir şeyi karışık söyleyebilen kişidir; sanatçı ise zor bir şeyi kolay."
*sartre de 'aydınlar üzerine' kitabında: "entelektüellik, teknik bilgi gerektirir. sınıfsız olmaktır."

birinci bölüm: entelektüelin temsil ettikleri

-"entelektüel belli bir kamu için ve o kamu adına bir mesajı, görüşü, tavrı, felsefeyi ya da kanıyı temsil etme, cisimleştirme, ifade etme yetisine sahip olan bireydir. bu rolün özel, ayrıcalıklı bir boyutu vardır ve kamunun gündemine sıkıntı verici sorular getiren, ortodoksi ve dogma üretmektense bunlara karşı çıkan, kolay kolay hükümetlerin veya büyük şirketlerin adamı yapılamayan, devamlı unutulan ya da sumen altı edilen insanları ve meseleleri temsil etmek için var olan biri olma duygusu hissedilmeden oynanamaz."

ikinci bölüm: milletlere ve geleneklere pes etmemek

george orwell'in siyaset ve ingiliz dili denemesinin bahsi geçiyor burada. orwell, "siyasal dil" diyordu, "yalanları doğru, cinayetleri saygın göstermek ve içi tamamen boş sözlere doluymuş görüntüsü vermek amacıyla tasarlanmıştır."
bir önceki bölümde benda'nın kadınlardan entelektüel olamayacağı ifade edilirken; bu bölümde modern feminist entelektüel için virginia woolf'un "kendine ait bir oda"sı örnek gösteriliyor.
ve ekleniyor: "woolf bir kadının yazmak için eline kalemi aldığında nasıl bu erkek değerleriyle her zaman karşı karşıya kaldığını anlatırken, aynı zamanda entelektüel birey yazmaya ya da konuşmaya başladığında gündeme gelen ilişkiyi de anlatır aslında."
ve pek tabii ali şeriati ve malcolm x de anılan entelektüellerden.

-"yönetenlerin islamı mı, diye soruyor suriyeli şair ve entelektüel adonis..."
yine entelektüeller için, -"milliyetçi olmayı sürdürseler bile milliyetçilik yüzünden eleştirilerinden vazgeçmemişlerdir."


bu bölümde esperanto* dilinin de bahsi yapılmakta. benim gibi merağa düşüverenler varsa buraya da ufak bir parantez olayıım. :)
esperanto, polonyalı göz doktoru lejzer zamnhof tarafından ortaya atılan uluslararası bir dil.
bu dilde,"ümit eden" anlamına gelmekte.
bu doktorumuz, çok dilli bir ortamda yetişmiş ve bilmesine rağmen karışık bulduğu latince ve yunancayı reddetmiş.
esperanto; almanca, fransızca, ingilizce ve rusça dillerinin harmanlanmış hali.
bu dilde her şey çok basit ve mantıklı imiiş. isimlerin cinsiyeti yok, yazıldığı gibi okunuyor. bütün fiiller kurallı.
otuz bini aşkın kitap, dergi, yayın ve gazete bulunuyor. ve hattaa bu dilden çoook insan evlenmiş filan :)
bir iki örnek cümle de bulmuştum: -"te animo estas mia!(benim olacaksın)" -"dio dei lumo.(come with me)"

üçüncü bölüm: entelektüel sürgün:göçmenler ve marjinaller

bu bölümden alıntı çokça yapmış idim. kitabın arka kapağındaki yazı da kitabın mottosu da genel olarak kitaba yayılmış bulunmakta -sürgün, marjinal,yabancı-.
marjinal* toplumda türdeş bir kümenin içine girmeyen, onun en ucunda yer alan, aykırı.
sürgün* içinde yaşadığı toplumun( ve hatta dünyanın) yerlilerinden olmamayı, orada hep tedirgin, rahatsız ve başkalarını da rahatsız eden bir yabancı* olmayı içeren bir konum ona göre.

dördüncü bölüm: profesyoneller ve amatörler

burada bir arkadaşımla yaptığım muhabbeti paylaşmak istiyorum :)

ben: şimdi bak, entelektüeli kelime olarak araştırıyorum. altyapı olsun ki adamın(hevet yazar:) dediğini tanım olarak almayayım. sana da sorayım ne demek entelektüel? kullanıyoz havalı kelime de:)
arkadaşım: haydaa:)
b: noldu yaktım mı beynini? :)
a: zekasını ve düşünme yetisini meslek amacıyla kullanan kişi. yahut bütün fikirlerini, aklını şahsi kanaatleri için kullanan kişi, yani amacı uğruna tüm yetisini kullanan
b: vay reyiz iyi bi şey yani?
a: çıkarları uğruna zekasını kullanan kişi
b: kötü oldu. ahah:)
a: yani biraz profesyonel bir iş diyebilirim
hani bak zekasını ne için kullanır insan?
b: kullanan birine mi sorsan ahah :p
a: açıklamasını yapıyorum ama ben bundan mahrumum :)
b: est efenim
a: profesyonel bir iş efenim bu, biz mahrumuz ama :))
b: biz amatörüz :)
araya sayfalar sayfalar girdii :)
b: bak baak, ne olduu; sen hani entelektüele profesyonel dedin ben de hani biz amatörüz dedim
a: ee dedindi
b: bkz: "profesyonelleşmenin baskısı giderek artarken, amatör kalıp kamusal alanda yoksullar, yok sayılanlar, güçsüzler adına kendi görüşünü ve tavrını temsil etmekte ısrar eden bireydir entelektüel." diyor edward said.
b: entelektüelmişiz ya l*. ahahha:)
a: haydaa :)

beşinci bölüm: iktidara hakikâtı söylemek

buraya da okurken "-adamlık." diye not aldığım alıntıyı bırakıyorum:
"geçen iki yıl içinde birkaç kere medyadan ücretli danışmanlık yapma teklifi aldım. bunu reddettim, bir tv kanalı ya da gazeteyle ve bu piyasanın kaypak siyasal dili ve kavramsal çerçevesiyle sınırlı kalmak istemedim. keza, düşüncelerinizin sonraları nasıl kullanılacağı konusunda hiçbir fikrinizin olmadığı bir iş olan, yönetim makamları için danışmanlık yapmakla da hiç ilgilenmedim.
ikincisi, doğrudan ücret karşılığı bilgi vermek, bir üniversite sizden halka açık bir konferans vermenizi istediğinde başka, sadece az sayıda memurdan oluşan kapalı bir çevreye konuşmanız istendiğinde bir anlama geliyor. bu ayrım bana çok bariz göründüğünden üniversite konferanslarını her zaman kabul ederken diğerlerini her zaman reddettim.
son olarak, siyasi düzeyde de filistinli bir grup benden ne zaman yardım istese ya da bir güney afrika üniversitesi ne zaman ülkelerini ziyaret edip ırk ayrımcılığına karşı ve akademik özgürlükten yana bir konuşma yapmamı talep etse istisnasız kabul ettim."

altıncı bölüm: tanrılar hep iflas eder

burada gerçek entelektüelin laik olduğuna vurgu var. bölümde geçen soruyla, cevap aramadan sormak eylemiyle girişiyorum bu alıntıya:

--"kişi kafa bağımsızlığını korurken aynı zamanda herkesin önünde mezhebinden dönüp günah çıkarma ıstırabını yaşamayabilir mi?"

sağlam bir kitap.
birçok kitaba yol olan sizi de yolcu etmek isteyen bir kitap.
bilmediğim çok kavramı, daha çok insanı, daha daha çok fikri; yolculuğumda bana yoldaş etti, iyi de etti.
son bölümde nöronlarım birbirine girdi ve aralarındaki boşluk öyle arttı ki. :)
herkese entelektüel diyemeyeceğimi, çookça az olduklarını kati bir şekilde zihnime yerleştirdi.
beni yoran, mahrum kalmadığım için de mutlu eden bir kitap oldu.

**yok mu oralarda sürgün? marjinal? yabancı birilerii hıı? :)
248 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Edward Said ile daha tanışmadan kendisi bana, çantamda bulunan ama o an okumadığım (hala da okumadım:/) "Şarkiyatçılık" kitabı sayesinde, hoş bir jest yapmıştı. O zamana kadar ilgimi çekmeyen bu şahsiyet artık merak uyandırmaya başlamıştı bende.

Daha sonra Tarık Ali'nin "Edward Said ile Konuşmalar" isimli röportajlarından oluşan kitabını okudum ve hayran olmaya başladım.

"Kış Ruhu" ise okuduğum ilk kitabı. Anlamak için 40 fırın ekmek yemem gerektiğini bilsem de kitaplarını okumaktan vazgeçmeyeceğim. Kıyısından, köşesinden yakaladığım her nokta beni mutlu ediyor çünkü.

"Keşke canlı olarak dinleme fırsatım olsaydı" dediğim insanların arasına girdi. Gerçi "Ne kadar cahilsiniz" diyip konuşmak bile istemezdi belki:)) Ama o entelektüel havası insanı büyülüyor gerçekten. Okurken gözümde canlanmadı değil yani; şık, kendinden emin, sakin, beyefendi...
Tavsiye ederim mutlaka tanışın kendisiyle.
416 syf.
·Puan vermedi
Dili ağır bir kitap. Ana hatlarıyla şarkiyatçılık nedir ve aslında nasıl olması gerekir düşüncesinden hareketle bir kısım şarkiyatçıların şarkiyatçılık hakkındaki üslubunu anlatarak, şark hakkındaki bakış açılarına eleştiri getirmektedir.
242 syf.
·Beğendi·8/10
Edward Said: Filistin davasının yılmaz savunucusu!
Said Filistin doğumlu bir hristiyan. Genel düşüncenin aksine İsrailin zulmune karşı sadece müslümanlar değil Filistinli hristiyanlarda bu durumdan muzdarip. Böyle bir coğrafyada doğan Said yaşamını birçok farklı yerde yaşamak zorunda kalıyor. Bunun edebi karşılığı: SÜRGÜN. Said yerinden edilmişliğin yüreğinde oluşturduğu boşluğu hiç unutmuyor. Bir annenin çocuğundan zorla alıkonulmasına benzer onun öyküsü. Ona göre coğrafyası ona her daim kucak açmış bir annedir. Çünkü Filistin bir anne yüreğidir. Ve kıskançtır Said. Anne kucağında başka çocuk(israil) istemez. Buna tepkilidir. Diğer çocuğun(israil) nereden geldiğini sorgular. Onu istemez. Çünkü o çocuk onun yerini zorla almaya, oraya göz dikmeye çalışır. Ayrıca bir de çocuğu oraya getirenlere de tepkilidir. İsyanı bir de onlaradır. Çünkü onlar zorla çocuğu annenin kucağa bırakır. Bu artık senin çocuğundur der. Anne de istemez, asıl evlatta. Lakin diğer çocuğu getirenler zor kullanır. Anne çocuğu hiç sevmedi. Çocuk zorla getirilen çocuğa karşı hep tepkiliydi. Kan kusardı ona. Said bu çocuktan ibarettir. Onun kelimesi zulme karlı her zaman kılıç gibiydi. Asla sözünü esirgemez. Bu kitabın ilk 80 sayfasında bunu göreceksiniz. Said bir edebiyat eleştirmenidir. Kalan bölümlerde Said'in edebiyat eleştirilerini göreceksiniz. Özellikle edebiyat bölümü okuyan arkadaşlar için çok farklı bir bakış açısı olacak. Mutlaka okunması ve anlaşılması gereken bir söz ustası. Said, üzerine konuşulması ve irdelenmesi gereken bir derya. Onu anlatacak kelime bulmakta zorlanıyorum. Ona Ortadoğunun bütün dilleriyle seslenmek istiyorum. Yalnız hiçbir dil SÜRGÜN'ü anlatmaya yetmiyor. Bu yüzden sadece susuyorum. SÜRGÜN, sadece yaşayanların bildiği bir dildir. Onun terminolojisinde kelimeler yoktur. Sadece yerinden edilmişlik duygusu vardır.
472 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bu kitapta bilgi güçtür felsefesinin nasıl batı tarafından uygulandığını doğuya karşı hükümranlığını görebilirsiniz.gercekte de bilmek egemen olmaktır batı dünyası bu bilimadami kaşifleri gezginleri vb.. yollarla doğuyu doğululardan daha iyi inceleyip öğrenmiş bilgi sahibi olmuştur.ve böylelikle batı biz doğuyu tanımlamıştır kendisine öteki olarak sunmuştur.ideal olan kendisi olarak sadece kendisine degil biz doğuya da kabul ettirmiştir. Bizlerde zihinlerimizdeki batıyı ve doğuyu icsellestirmisizdir böylelikle.bu sürecin nasıl oluştuğu ve işlediğini anlamak için başyapıt hatta anayasası olan kitabı şiddetle tavsiye ederim..

Yazarın biyografisi

Adı:
Edward Said
Tam adı:
Edward Wadie Said
Unvan:
Filistinli Aktivist, Teorisyen
Doğum:
Kudüs, Filistin, 1 Kasım 1935
Ölüm:
New York, ABD, 24 Eylül 2003
Edward W. Said, 1935 yılında Kudüs’te doğmuştur. Anne ve babası Filistinli olan Said’in önadının (Edward) bir İngiliz ismi olmasında annesinin 1935’lerde Galler Prensi’ne olan hayranlığı etkili olmuştur. Babasının I. Dünya Savaşı sırasında askerliğini Fransa’da, Amerikan Keşif Kuvvetlerinde yaparken ABD vatandaşlığını kazanması, ABD’ye gitmesi ve orada birkaç yıl okuması onun daha sonraki hayatı üzerinde etkili olacaktır.
Kahire Victoria Koleji’nde lise öğrenimine devam ederken sorun çıkardığı gerekçesiyle bu okuldan uzaklaştırılan Said, babası tarafından ABD’deki Massachuttes Mount Hermon School’a gönderildi. Victoria Koleji’inde iyi bir eğitim aldığı için bu okulda dereceye girmeyi başarmıştır. Üniversite öğrenimini Princeton ve Colombia Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı üzerine yaptı. 1963’te Colombia Üniversitesi’nde ders vermek üzere New York’a geldiğinde egzotik ama özel bir dikkat gösterilmesi gerekmeyen Arap kökenli biri olarak görülen Said, 1967 Arap-İsrail Savaşı’ından sonra bir Filistinli olması nedeniyle büyük değişim geçirdi ve az da olsa siyasal olayların içinde yer almaya başladı. 1970’li yıllara geldiğinde hem Batı hem de Araplar adına konuşmak zorunda kalan biri konumuna geldi. Böylesi zor bir durumdan çok sesli bir biçimde düşünmeye ve yazmaya başlayarak kurtulmayı kısmen başardı. Bununla birlikte Arap dünyasında Filistin yüzünden bir çok hakarete maruz kaldı. Yahudi Savunma Konseyi kendisini Nazi ilan etti. Üniversitedeki odası kundaklandı, kendisi ve ailesi sayısız ölüm tehditleri aldı. Bütün bunlara rağmen ünü kötü olan Filistin davasına bağlı olduğunu ilan etmekten çekinmedi. 1977’de Filistin Kurtuluş Örgütü’nün parlamentosu görevini gören Filistin Ulusal Konseyi üyesi seçildi. 1991’de başlayan Oslo, yani İsrail ile masa başında anlaşabilmek için Filistin halkının meşru haklarından taviz verme sürecine şiddetle karşı çıktığından, Konsey’den istifa etti. Filistin halkına desteğini son günlerine kadar devam ettirdi.

Akademik hayatına gelince Said, 1974’te Harvard’da arşılaştırmalı Edebiyat Bölümü’nde konuk öğretim üyesi olarak, 1975’te Stanford Davranış Bilimleri İleri Araştırmalar Merkezi’nde burslu araştırmacı olarak, 1979’da John Hopkins Üniversitesi Beşeri Bilimler Bölümü’nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu. Arab Studies Quarterly’de editörlük yaptı. New York’taki Dış İlişkiler Konseyi, Amerikan Sanatlar Akademisi ve PEN yönetim kurulu üyeliklerini yürüttü. 1976’da Harvard Üniversitesi Bowdoin Ödülü’nü, 1994’de ise Lionel Trilling Ödülü’nü aldı.

Lisans ve lisans üstü eğitiminde edebiyat, felsefe ve müzik dersleri alan Said müzikolog, verimli bir denemeci, düşüncesi ve tavır alışları coşkunluk doğuran bir düşünür olarak tarihteki yerini almıştır.

Said, 24 Eylül 2003 tarihinde uzun süreden beri çekmekte olduğu lösemi hastalığına yenik düşerek 68 yaşında vefat etmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 179 okur beğendi.
  • 739 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 1.114 okur okuyacak.
  • 36 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları