Ehli Hadis

Ehli Hadis
@Eltimur
*Tevhîd Hakkında Önemli Bir Nasîhat* _İmâm Muhammed b. Abdulvehhâb en-Necdî rahmetullâhi aleyh der ki:_ Ey kardeşlerim! (Size) Allah’ı (hatırlatıyorum.) Dininizin aslına; onun evveli, âhiri, esâsı ve başı olan La ilahe illallah şehâdetine sıkı sıkıya tutunun. Bu kelimenin mânâsını öğrenin. Bu kelimenin ehlini sevin. (Sizden) uzakta olsalar bile, onları kardeşler edinin. Tâğûtları inkâr edin. Onlara düşmanlık gösterin. Onları sevenlere, onlar uğrunda mücâdele edenlere, onları tekfîr etmeyenlere, “Ben onlardan sorumlu değilim” diyenlere ve “Allah beni onlarla mükellef kılmadı” diyenlere öfke duyun. Andolsun ki (böyle söyleyen adam), Allah’a karşı yalan söylemiş, (O’na) iftirâda bulunmuştur. (Söylediğinin) aksine, Allah bu adamı da onlarla (müşriklerle) mükellef kılmıştır. Allah bu adama da müşrikleri inkâr etmeyi ve -kardeşleri ve evladları da olsalar- onlardan berâat etmeyi farz kılmıştır. (Size) Allah’ı (hatırlatıyorum). Dîninizin aslına sıkı sıkıya tutunun. Umulur ki sizler, rabbinize -şirk koşmamış kimseler olarak- kavuşursunuz. Allahım! Canımızı müslümanlar olarak al. Bizi sâlihler zümresine ilhâk et. 📓 _ed-Duraru's-Seniyye fi'l-Ecvibeti'n-Necdiyye, c:2, s:119-120_
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ezan okunduğunda Nebî’ye ne zaman salavât getirilir? Ezan esnasında mı yoksa ezan bittikten sonra mı? Cevap: *Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e salavat, ezan bittikten sonra ve vesileyi istemeden önce getirilir.* Nitekim Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: *"Müezzini duyduğunuzda, onun söylediklerini aynen tekrar edin. Sonra bana salavat getirin. Çünkü kim bana bir defa salât ederse, Allah ona on defa salât eder. Daha sonra Allah'tan benim için vesileyi isteyin. Çünkü vesile, Cennet’te bir makamdır ki, Allah'ın kullarından sadece birine layıktır. Umarım ki o kişi ben olurum. Kim benim için vesileyi isterse, ona şefaatim vacip olur."* _(Müslim, 384)_ *Şafiî şöyle demiştir:* “Müezzinin ve ezanı dinleyen kişinin ezan bittikten sonra Nebî’ye salât etmesi müstehaptır." *Nevevi şöyle demiştir:* “Ezanı tamamen dinlemeyi bitirdikten sonra Nebî’ye salât ve selâm eder ve şöyle der: 'Allah'ım! Bu tam davetin ve kılınacak namazın Rabbi! Muhammed'e vesileyi ve fazileti ver. Ona vaad ettiğin övülen makamı ihsan eyle.” *İbnu Neccâr el-Hanbeli* de şöyle demiştir: “Ezan bittikten sonra Nebî’ye salât eder ve şöyle der: 'Allah'ım! Bu tam davetin Rabbi!..." _Dr. Ahmed bin Muhammed el-Halîl'in ilmî kanalı_ (t.me/alkhalil_1)
*İbn Mes'ûd Kıssası - Bid’atlerin Tehlikesi* Ebû Muhammed Abdullah b. Abdurrahmân ed-Dârimî şöyle dedi: Bize el-Hakem İbnu’l Mubârek haber verdi (ve şöyle dedi:) Bize ‘Amr b. Yahyâ tahdîs etti (ve) dedi ki: Babamı (Yahyâ b. ‘Amr b. Seleme’yi), babasından (‘Amr b. Seleme’den) şöyle tahdîs ettiğini işittim, şöyle dedi: Sabah namazından önce Abdullah b. Mes’ûd (radıyallâhu anh’ın) kapısının önünde oturuyorduk. (Evinden) çıkınca onunla birlikte mescide doğru yürüdük. Derken yanımıza Ebû Mûsâ el-Eş’arî (radıyallâhu anh) geldi ve dedi ki: “Ebû Abdurrahmân (İbn Mes’ûd) henüz yanınıza çıktı mı?” Dedik ki: “Hayır. Henüz (çıkmadı.)” (Bu cevâbımız üzerine) o çıkıncaya kadar bizimle beraber oturdu. İbn Mes’ûd çıkınca hepimiz ona doğru ayağa kalktık. Ebû Mûsâ ona dedi ki: “Ey Ebû Abdurrahmân! Az önce mescidde inkâr edip onaylamadığım (halkalar hâlinde toplanıp küçük taşlarla Allah'a zikretmek diye) bir şey gördüm. (Ancak) Allah'a hamdolsun ki, hayırdan başka hiçbir şey görmedim. (Yani, Allah'ı zikrediyorlardı.)” İbn Mes’ûd dedi ki: “Nedir o (gördüğün şey)?” Ebû Mûsâ dedi ki: “Yaşarsan, az sonra onu göreceksin.” Ebû Mûsâ dedi ki: “Mescidde halkalar hâlinde oturmuş namazı bekleyen bir topluluk gördüm. Her halkanın başında bir adam vardı. Ellerinde de küçük taşlar vardı. (Halkanın başındaki adam) “Yüz kere Allahu ekber deyin” diyordu; onlar da yüz kere Allahu ekber diyorlardı. (Adam) “Yüz kere Lâ ilâhe illallah deyin” diyordu; onlar da yüz kere Lâ ilâhe illallah diyorlardı. (Adam) “Yüz kere Subhânallah deyin” diyordu; onlar da yüz kere Subhânallah diyorlardı.” (İbn Mes’ûd) dedi ki: “Peki ya sen onlara ne dedin?” (Ebû Mûsâ) dedi ki: “Senin görüşünü (râvî dedi ki) veya (şöyle dedi:) senin emrini beklemek üzere onlara hiçbir şey demedim.” (İbn Mes’ûd) dedi ki: “Onlara seyyiâtlarını
İmâm Sufyân es-Sevrî rahimehullâh şöyle der: *_“İsnâd mü’minin silâhıdır. Eğer silâhı olmazsa ne ile savaşacak?”_* Bunu el-Hatîb el-Bağdâdî, _Şerefu Ashâbi’l-Hadîs_ (s: 42) eserinde rivâyet etmiştir. İsnâd, Ehl-i Sünnet’in alâmetidir. Ehl-i Sünnet akîdesini de, fıkhını da, Allah’ın Kitabı’nın tefsîrini de isnâd ile Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem’den ve sahâbeden alır. İsnâdın sahîhini, zayıfını araştırır; dînlerini sağlam bir esasa binâ ederler. Zamanımızda isnâdın en azı, hadîsleri orijinal kaynaklardan aktarmaktır. Hatta bize, dînî bütün nakilleri kaynaklarına izâfe ederek nakletmek yakışır. İnternette, whatsappta, şurda burda gördüğümüz hadîsleri kaynağından emîn olmadan öylece aktarmamız bize yakışmaz.
*SIRÂT-I MUSTAKÎM SAHÂBEYE UYMAKTIR* Abdullah b. Mes’ûd’dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: *“İnsanların en hayırlıları benim neslimdir [sahâbe], sonra onların ardından gelenlerdir [tâbiûn] sonra onların ardından gelenlerdir [tebe-i tâbiûn]. Sonra öyle topluluklar gelir ki onlardan birinin şehâdeti yemîninin önüne, yemîni şehâdetinin önüne geçer.”* Hadîsi Buhârî ve Müslim rivâyet etmişlerdir. Bu hadîs-i şerif Allah’ın elçisi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in diliyle İslâm’ın ilk nesillerinin genel anlamda övülmesi, sonradan gelenlerin de genel anlam da kötülenmesidir. Şüphesiz ki bunda, aklını kullanan kişiye çok büyük bir irşâd ve yönlendirme vardır. Bu ma’nâda, yani ilk nesillerin övülüp sonradan gelenlerin kötülendiği delîller gerçekten çoktur. Hatta bu husus sadece sünnet ile değil Allah’ın kitâbıyla sâbittir. Nitekim Yüce Allah buyurur ki: *“Öne geçen ilkler: Muhâcirler ve ensâr bir de onlara ihsân ile tâbi olanlar var ya Allah onlardan râzı olmuştur,* *onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır. Allah onlar için içlerinde ebedî olarak kalıcı oldukları, altlarından ırmaklar akan* *bağlar ve bahçeler hazırlamıştır. İşte budur büyük başarı!” (Tevbe, 100)* Dîninde selâmet ve âfiyet isteyen; Allah’ın huzûruna O’nun râzı olacağı bir dîn ile/akîde ve amel ile varmak isteyen ilk nesillere uysun. Allah bu ümmetin selefine (ilk nesillerine) rahmet etsin, halefine (sonraki nesillerine) mağfiret eylesin. Halefi selefe herhangi bir hususta (akîde, fıkıh, ilim, amel, menhec vesâir) takdîm ve tercîh eden sapkınlara da hidâyet versin. *Not:* Hadîste geçen: “şehâdeti yemîninin önüne, yemîni şehâdetinin önüne geçer” kısmından maksat, âlimlerin beyân ettiği üzere onların şâhitlik ve yemîn etme husûsunda rahat ve geniş