Bizi biz yapan çoğu şey, farkına bile varmadan çalışan çocukluk yaşantımızın bir projeksiyonudur, hep aynı filmi izliyorum, sürekli aynı döngüleri yaşıyorum demememizin sebebi işte budur…
Gece; güneşin batışıyla başlayıp duruşuna kadar devam eden bir zaman dilimi değil, saklanmaya muhtaç ruhların sığınağıydı. Günahların gizlendiği, yalanların korunduğu bir sığınak…
Gece; güne asla kavuşamayacak gibiydi. Karanlık, Ay’ın ışığını bile söndürbilecek kadar yoğundu. Ay ise direniyordu. Yalnızdı ama güçlü durmak zorundaydı. Bir an olsun direnmeyi bıraktığında, önce kendi ışığı, ardından onun varlığına ihtiyacı olan her şeyi tutsak ederdi geceye,
Mutluluğunun değerini bilmek için mutsuzluğu tatmak gerekirdi. Mutsuzluğa erişmek için mutsuzluktan geçmek… Ya seni mutsuz eden ne varsa onunla mücadele etmeyi öğrenir, sonunda mutluluğa ulaşırdın ya da mutsuzluğun keskin pençeleri arasında hapsolan bedenin mutluluğa yabancılaşmasına şahit olur, çaresizlik içinde günden güne can verişi seyrederdin.