Emel

İşverenin namaz kılmak isteyen kişilere cuma namazını ve beş vakit namazı kılabilme imkânını sağlaması gerekir.
Alıntı
Emel
Namaz kılınmasına olanak sağlanması fikri güzel de kılanlar ve kılmayanlar olarak iki grup yaratmadan nasıl olacak o iş. 🤔
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Modern eğitim mi klasik eğitim mi :D
Modern anne babaların çocuk eğitimini çoğu zaman yanlış buluyorum. Ya çocuk olmayacak ortamlarda kaos çıkarıyor, her yerin altını üstüne getiriyor annesi “aras eymen ama öyle yapmıyoruz dimi” tepkisini veriyor. Lan çak bir tane pezevenge. “Atlas evde ne konuşmuştuk” Ulan belli ki evde halıya sıçmamayı konuşmadın. Hala medeni olma çabaları. Benim annem sırtımda tabure kırdı lan. (Elleri dert görmesin.) Şimdi gelip de “tabureye rağmen bu kadar olmuşsun” demeyin küserim 😀
Emel
Tabure, kendi çocukluğumu düşününce masum; çocuklarımı düşününce acımasız geldi.
Kadınsız dünya mı, erkeksiz dünya mı?
Kadınsız bir dünya mı yoksa erkeksiz bir dünya mı? Erkeklerin yalnız başına bir şekilde yapabileceklerini düşünüyorum ama kadınların biraz zor geliyor nedense. Kadınsız dünyayı bok götürür, güzellik namına hiçbir şey kalmaz ama yine de erkekler birebirleriyle kendi bokunda da olsa bir şekilde yaşarlar. Örnek olarak askerlik. Kadınların ise birbirine tahammülü çok az oluyor genelde. Zaten kadınlar erkekler var diye birbirini yemiyor. Erkeklerse kadınlar var diye birbirini yiyor 😄
Emel
Her iki dünya da kendi içinde varlığını tatsız tuzsuz sürdürebilirdi galiba. Erkeklerin olmadığı bir dünyada kadınların askerliği de kendine has olurdu mesela. İnsanların, bilmediğini, deneyimlemediğini araması, eksikliğini hissetmesi olası değil. O yüzden her iki tür de kendi zorunlu koşullarında kendi sistemi yaratılırdı herhalde.
Bu uzun bir kederdir, diyor bir arkadaşım. Güzel bir ifade ama ben henüz acının içindeyim. Önce uzun bir acı olur. Keder sonra gelir… Bu acının bedenimdeki yerini tespit etmeye çalışıyorum, kaynağı tam olarak neresi? Şimdi göğsümün derinliklerinde, diyaframın olduğu yerde, beni boğuyor, nefes almamı engelliyor. Aslında bu göçebe bir ağrı. Şimdi yukarıda boğazımda, ağlama merkezinin oralarda bir yerde. Şu anda hamur kıvamında, tam pişmemiş ekmek gibi, yutması zor.
Sayfa 169·Kitabı okudu
Alıntı
Emel
Acının bizdeki karşılığını hiç bir zaman tam olarak anlatamayacağımızı, olsa olsa tarif edebileceğimizi düşünüyorum. "Seni anlıyorum" denildiğinde, tam anlamıyla anlaşıldığımıza ikna olmayışımız da işte bundan. "Ben anlatamıyorum ki sen nasıl anlayacaksın"ı geçiriyoruz içimizden.